İNSTAGRAM

İNSTAGRAM
hayatcemresi_ instagram

بسم الله الرحمن الرحيم

بسم الله الرحمن الرحيم
(İnsanları) Allah'a çağıran,iyi ve faydalı iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
Fussilet suresi 33.ayet

Kutlu Doğum Programları ile Yerleştirilmeye Çalışılan Soft Peygamber Algısına Reddiye

Henüz 29 Yaşında Hakka Yürüyen bir Şehid'in Dilinden Muhteşem Bir Sohbet

10 Aralık 2010 Cuma

KARNABAHAR ve FAYDALARI

         "Yeryüzünde biribirine bitişik, farklı yapıda toprak parçaları; üzüm bağları, ekinler ve çatallı-çatalsız hurma ağaçları vardır; hepsi aynı su ile sulanır, fakat ürünleri arasında fark gözetiriz. Hiç kuşkusuz bunlarda aklı erenler için birçok ibret dersleri vardır."
                                                                                         (Ra'd suresi 4.ayet)
KARNABAHAR
C vitaminin çok iyi bir kaynağı olan karnabahar, aynı zamanda folat, B5, B6 vitamini ve potasyum, manganez ve omega-3 yağ asidi içinde iyi bir kaynaktır. Lif içeriği yüksek ve düşük kalorilidir. 100 gramında; 27 kalori içerir.
124 gram karnabahar, günlük   C vitamini ihtiyacının yüzde 91,5’ini, folatın yüzde 13,6’sını ve diyet lifinin de yüzde 13,4’ünü karşılar.

Karnabahar, içeriğindeki indol, bioflavonaid ve diğer maddeleri ile anti-kansorejen etki gösterir. Prostat, kolorektal ve akciğer kanseri risklerini azaltır. Pişirme ile folatın yüzde 20’si kaybolur. Tüm lahana grubundaki besinler gibi enzimlerin aktivitelerini artırarak, kanserojen maddeleri yok eder. Özellikle içerdiği sulforapan ve  izotiyosiyanat ile karaciğer aktivitesini artırıp toksik maddelerin vücuttan atılmasını sağlar.
iyilik güzellik.com

9 Aralık 2010 Perşembe

AŞURE GÜNÜ İLE İLGİLİ DOĞRU BİLGİLER VE DOĞRU DİYE BİLİNEN ASILSIZ BİLGİLER

Allah'ın adıyla başlarım...
Huzeyfe (radiyallahu anhu) derdi ki:
“ Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabının kendisiyle ibadette bulunmadığı bir şeyle asla [Allah’a]ibadete kalkışmayın.
Zira öncekiler kendilerinden sonra gelenlere bu hususta [yapılması gerekip de yapılmamış olan bir konuda] söylenmesi gereken bir söz bırakmadılar.
Ey Kur’an okuyanlar sizden öncekilerin yoluna uyunuz!"
****************
 İbadet olmadığı halde ibadetmiş gibi sergilediğimiz öyle davranışlarımız ve alışkanlıklarımız var ki,haddi hesabı yok,misal,farz olan namazı kılmaz,tesettüre uymaz ancak aşure pişirip dağıtmayı bir farz gibi yapar...Aşure yapmak da dağıtmak da kötü bir şey değildir,bilakis güzeldir ancak kötü olan, bunu ibadet gibi algılamaktır. 
Rabbim bizleri emir ve yasaklarına riayet eden,sünnetleri ayakta tutmaya çalışan,Kur'an ve sünnette yeri olmayan her türlü işi ibadet gibi görerek yapanlardan,bidat ehlinden eylemesin(amin).
Gelin şimdi neden böyle söylediğimi aşağıda alıntıladığım yazı ile anlatayam.
****************************************
 AŞÛRÂ

6 Aralık 2010 Pazartesi

KOLAY İÇLİ KÖFTE

Rasûlullah(s.a.v) şöyle buyurdu;
        "ALLAH'ı hakkıyla tanısaydınız,hiç bir cehalete yer bırakmayan bir ilme sahip olurdunuz.
         "ALLAH'ı hakkıyla tanısaydınız,duanızla dağlar yerinden oynardı, kendisine sarsılmaz bir iman verilen insana, çok şey verilmiş demektir."
(kenzu'l -ummal/kitabul ahlak 5787)
         İçli köfte birçok kişi için zor bir yemek çeşididir,doğruluk payıda yok değildir hani.Ancak bu zorluk kendisini dışı etli yapılan içli köftede daha çok gösteriyor.Tarifini vereceğim bu köfte için böyle bir zorluk söz konusu değil inşaAllah.İçli köftenin bu çeşidi Elazığ yöresinde yapılıyor,başka yörelerde de belki yapılıyordur,ancak ben bilmiyorum.
        Bu köftenin hamurunda et yok bu yüzden şekillendirilmesi daha kolay,benim için bu tür yemeklerde bir kolaylık daha var ki,o da bizim çocukların içli köfte ile aralarının olmaması,sadece üç numaramız bir kaç tane yiyiyor,anlayacağınız köfteler bana kalıyor :)
       Ama en güzel yemek de olsa evde sizden başka yiyen olmazsa hiç tadı olmuyor,bu sebepten ben de çok sevmeme rağmen çok nadir yapıyorum,tek kendim için yapmayı bencillik addediyorum.Dilerseniz lafı daha fazla uzatmadan içli köfte tarifine geçelim,buyrun...

4 Aralık 2010 Cumartesi

ÇEMEN (ACUKA)

"Allah katında en üstün olanınız, Allah'dan en çok korkanlarınız, takvâda en ileri olanlarınızdır"  
[Hucurât sûresi (49), 13.ayet]
           Kahvaltı sofraları,özellikle ikindi ve akşam kahvaltılarında tercih edebileceğimiz çemen çok lezzetli bir katıktır,çocuklarımda beğendikleri için ara sıra yapar kahvaltılarda bulundururum,ceviz,salça,sarmısak ve baharatlarla çok lezzetli bir karışımdır çemen,birçoğunuzun bildiği bir tat olduğuna inanıyorum ancak yine de herkesin çemeni farklıdır,ayrıca arşivimde bulunmasını istediğim için de burada paylaşmak istedim.

3 Aralık 2010 Cuma

GÜLÜYORUZ AĞLANACAK HALİMİZE!!!

                                                  بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم                            
          "Medyenliler'e de kardeşleri Şuayb'ı peygamber olarak gönderdik. Şuayb dedi ki; "Ey soydaşlarım, Allah'a kulluk ediniz, ahiret gününü hiç aklınızdan çıkarmayınız, yeryüzünde kargaşa çıkarıp dirliği bozmayınız. "
         "Fakat Medyenliler Şuayb'ı yalanladılar. Bunun üzerine ani bir yer sarsıntısına tutuldular da oldukları yerde yığılıp kalıverdiler."
         "Adoğulları ile Semudoğulları'nı da yok ettik. Bunu vaktiyle oturdukları evlerin yıkıntıları size açıkça göstermektedir. Şeytan onlara işledikleri kötülükleri güzel göstererek kendilerini yoldan çıkardı. oysa isteselerdi gerçeği görebilirlerdi."
          (Ankebut suresi 36-37-38.ayetler)
         Geçen akşam arkadaş listeme bakarken,beni dehşete düşüren şaraplı tarifi gördüm,hemen bu çirkin görüntüyü listeden çıkardım ve o blog sahibine bir uyarı yazısı yazdım,daha sonra sayfasına baktığımda yorumumun hoşuna gitmemiş olacak ki yayınlanmadığını gördüm,ama sayfasında ki beğeni yorumlarını görmek o zihniyetteki zavallıları öğrenmeme vesile oldu,onların bu cehaletleri beni çok üzdü.Rabbim bunlara hidayet,basiret versin,günah işlemek kötüdür,hele ki bu günahı teşhir etmek ve reklamını yapmak bu kötülüğün katmerlisidir,ayette belirtildiği gibi şeytan bu kötülüklerini onlara süslü gösteriyor,mü'min olarak bizler gördüğümüz kötülükleri elimizle,buna gücümüz yetmiyorsa dilimizle engellemeye çalışmalıyız,buna da gücümüz yetmiyorsa kalbimizle buğzetmeliyiz,bu da imanın en düşük derecesidir.


CEVİZLİ KURABİYE

"Size yeryüzünde yurt sağladık, orada size çeşitli geçim kaynakları bağışladık. Ne kadar az şükrediyorsunuz!"
(A'raf suresi 10.ayet)
          Bütün mü'min kardeşlerimin cuması mübarek,işleri hayır,duaları makbul olsun(amin).
          İlk göz ağrım canım oğlum,geçen haftasonu KPSS için yanımızdaydı.Sınava girdi ve ertesi gün okuluna geri döndü.Onu boş yollamadım,yanına yiyecek bir şeyler hazırlayıp koymazsam içim rahat etmiyor.Patatesli poğaçayı çok sever,ben de poğaça ve kurabiye yaptım,arkadaşları ile yemişler.
         İlk yaptığımda bloğa koyma gibi bir niyetim yoktu,ama çok beğenilince kalan son kurabiyelerin resimlerini çektim ve tarifini sizlerle paylaşmaya karar verdim.

1 Aralık 2010 Çarşamba

ŞİFA KAYNAĞI CEVİZ

                        "Allah, yeryüzünü canlıların ayakları altına serdi."
                       "Orada türlü türlü meyvalar, salkımlı hurma ağaçları var."
                       "Yine orada yapraklı taneler, hoş kokulu bitkiler var."
                       "Ey insanlar ve cinler, peki, Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?"
                                         (er-Rahman suresi 10-11-12-13.ayetler)
      
       Prof. Dr. Turan Karadeniz,Türkiye’nin birçok yerinde yaygın bir şekilde yetişen ceviz meyvesinin saymakla bitmeyecek kadar insan sağlığı açısından faydasının bulunduğunu kaydetti. Özellikle ağrı ve sancılı olan yerlere ceviz yağı ile masaj yapılırsa ağrıların hemen gideceğini belirten Prof. Dr. Karadeniz, cevizin kadınların hamilelik döneminde mide bulantısına iyi geleceğini ve kanda zararlı kolesterolün birikmesini önleyerek, yüksek kolesterolü düşürdüğünü ifade etti. Cevizin damar tıkanıklığında ve şeker hastalığının tedavisinde son derece etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Turan Karadeniz, “Ceviz yaprağı kaynatılıp su ile sulandırılıp günde birkaç bardak içilirse şeker hastalığına iyi gelir. Mide ve bağırsak rahatsızlıklarında ağrıların azaltılmasında, taze meyvelerinden hazırlanan reçelden diş eti çekilmesi hastalığının tedavisinde ve vitamin eksikliğinde başarılı olarak kullanılmaktadır” dedi.Ceviz, uyuzdan bile koruyor
       Cevizin soğuk algınlığından deri hastalıklarına, mide rahatsızlıklarından halsizliğe kadar birçok hastalığa çare olduğunu dile getiren Prof. Karadeniz şöyle konuştu: “Ceviz, bağırsak kurdunu döker. Taze ceviz bal ile yenirse basura iyi gelir, cinsel gücü artırır. Ceviz kökünün kabukları zeytinyağı içinde kaynatılarak merhem haline getirilip, basura sürülürse iyi gelir. Böbrek zafiyetini giderir. Ceviz yenirse çıbanı patlatır. Ceviz kurtları düşürür, kadınların beyaz akıntısı, vajen iltihabı, boğaz apsesi, bademcik iltihabı, deri çıbanları, deri döküntüleri, mide ve bağırsak nezlesi üzerine çok şifalı olmaktadır. El ayak titremesini giderir. Kuvvetten düşene iyi gelir. Midenin çabuk acıkması ve hazmı kolaylaştırmak için yenir. Mide gazını giderir. Grip ve nezleye iyi gelir. Öksürüğü keser. Sedef hastalığına iyi gelir. Kısık sesi açar, sırt ağrılarına iyi gelir. Sindirim sistemi bozukluğunu giderir. Vücudu soğuktan korumak için yenir. Ceviz öğütülür ve vücuda sürülerek uyuzdan kurtulunur. Vebaya iyi gelir. Zayıf vücudu kuvvetlendirir. Yorgunluğu ve bitkinliği giderir. Zehirlenmelere ve zehre karşı yenir. Zindeleşmeyi sağlar. Yeşil kabuklarının suyu çıkartılır, gargara yapılırsa boğaz ağrılarını giderir, buruna çekilirse kanamayı keser, sivilcelere sürülürse derhal izale eder”
 
                           Tek başına doktor gibi

       Ceviz yaprağının özellikle erkeklerin korkulu rüyası haline gelen saç dökülmelerinde önemli bir önleyici görev görmesinin yanı sıra birçok rahatsızlığa ilaç olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karadeniz, “Yeşil kabuğunun suyu koyulaşıncaya kadar kaynatılıp saçlara sürülürse saç dökülmesini önler, sivilcelere sürülürse iyileştirir. Cevizin yeşil kabuğu rendelenip sirkeyle beraber kaynatılarak saçkıranlı yerlere sürülürse şifa elde edilir. Ceviz yaprağı haşlanır su ile yıkanırsa saç kepeklenmesini önler. Bir ceviz yaprağı bir fincan su hesabıyla kaynatılıp yemeklerden yarım saat önce içilirse romatizma hastalıklarına ve beze iltihaplarına iyi gelmektedir. Ceviz yaprağı kaynatılıp günde birkaç kez lavaj yapılırsa rahim kanamasını keser. Ceviz yaprağı kaynatılıp elde edilen sıvı içerisinde çatlak eller banyo yaptırılırsa şifa görülür. Ağız kokusuna karşı ceviz yaprağı suyu ile sabahları gargara yapılmalıdır. Kuru kabukları yakılarak külleri bal ile macun yapılır, dişlere sürülürse parlatır. Sert kabuğu yakılır, elde edilen külleri pudra halinde yaraya konursa yarayı iyileştirir. Cevizin yapraklarından elde edilen Juglon maddesi eczacılıkta kan temizleyici ve kuvvet verici olarak kullanılmaktadır. Ceviz aşerme dönemindeki mide bulantısına iyi gelmektedir. Ceviz meyvesinin içindeki kıkırdak doku kaynatılıp çay gibi içilirse, şeker hastalığına şifalı gelmektedir. Ceviz yaprakları kaynatılıp elde edilen sıvı ile bacaklardaki varis ara sıra badana yapılırsa fayda elde edilir. 20 gram kuru yaprak 1 litre suda kaynatılıp balla tatlandırılarak günde 3–4 bardak içilir. Saç boyamak için 60 gram kuru yaprak 1 litre suda kaynatılıp kullanılır” diye konuştu.
 
              Kansızlığı da önlüyor

       Şeker hastalarının ve kansızlık problemi yaşayanların kesinlikle ceviz tüketmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Karadeniz, “Şeker hastaları ceviz yaprağını kaynatıp içmeye devam etmelidir. Ceviz yaprağı ve kabukları kaynatılıp balla karıştırılarak içilmeye devam edildiğinde kansızlığa iyi gelmekte, bu çay kanı temizlemekte, kalbi güçlendirmekte, ishali ve dizanteriyi kesmekte, siniri güçlendirmekte, iç kanamaları ve beyaz akıntıyı kesmektedir. Göz iltihabına ceviz yaprağı kaynatılıp bu suyla gözler pansuman yapılmalıdır. Ceviz meyvesi çocukların gelişmesini hızlandırmaktadır. Basur için taze ceviz yenilmelidir. Ceviz beyin için gerekli olan gümüş iyonlarını ihtiva ettiğinden, bebekten yaşlıya kadar herkes için ideal bir meyvedir” şeklinde konuştu.
turankaradeniz.com
iyilik güzellik 



30 Kasım 2010 Salı

EV USULÜ PİZZA


                     İslam alimi Yahya bin Muaz (r.a)bir duasında şöyle demiştir;
                               "ey ALLAHım!
              1.Geceler ancak sana niyazla güzelleşir
              2.Gündüzler ancak sana ibadetle güzelleşir
              3.Dünya ancak seni anmakla güzelleşir
              4.Ölüm sonrası ancak senin affınla güzelleşir
              5.Cennet ancak senin cemalinle güzelleşir..."

         *********************************************
            Yüceler yücesi Rabbimin adıyla başlarım... 
          Pizza, evimizde çok sık yapılan bir hamur işi değildir,senede en fazla iki nadiren üç defa yapılan bir yiyecektir.Çocuklarım bu kadar çok sevmese hiç yapmayacağım.Bizim lahmacunumuz,kıymalı,peynirli,ıspanaklı pidelerimiz pizzadan çok daha güzel,ne var ki pizzayı çocuklarım çok seviyor,dışarıda gidip yedirmiyoruz,hem güven açısından,daha önemlisi de kullanılan malzemelerin helalliği açısından.Evde yapılan hem güvenilir,hem de çok bereketli oluyor,bu yüzden çok nadirde olsa evde yapıp çocukların isteğini izale ediyorum.

29 Kasım 2010 Pazartesi

BAŞÖRTÜSÜ MODELLERİ

               
              Başörtüsü Modelleri'
’Tesettür, kadını daha cazip hale getirmek için değil, onu mahremi dışındakilere cazip olmaktan korumak içindir.’’

Müslüman hanımın başındaki başörtüsü, bedenini örten kıyafeti tesettür içindir. Tesettür ise korunmaya yöneliktir. Müslüman kadından tesettüre bürünmesi istenmesi, gözlerden korunmaya sağlamaya yöneliktir. Gözlere açılan bir tesettür için tesettür deyimini kullanmak yerinde bir deyim olmayacaktır. Bu zaviyeden bakıldığında, Müslüman kadının başındaki baştan daha cazip bir başörtüsü, başı örtmüş olsa da maksadı tahakkuk ettirmiş olmaz. Müslüman kadının dış kıyafetinin ziynete dönüşmesi, moda ürünü olarak kullanılması İslam’ın tesettürü emretmesindeki maksatlar açısından nasıl benimsenebilir?

Başörtüsü kadar, Müslüman hanımların diğer dış kıyafetleri için de aynı şeyleri sorgulayabiliriz. Bedeni teşhir eden dar veya ince bir kıyafet, ‘bak bana!’ diyen renkler, dikkat çeken yürüyüş ve oturuş tarzları, ağır parfüm tesettürü yabancılaştıran etkenlerdir.

Namazı, eğilip kalkma haline getiren anlayışı neden reddediyoruz? Çünkü namaz, eğilip kalkmaktan çok, bir anlayışın ve kulluğun simgesidir. O anlayış, hayata yansımıyor olduktan sonra, seccade başında namaz hareketlerinin tekrarlanmasını yeterli bulmuyoruz; Böyle bir namazın sahibini de kınıyoruz. Aynı şey bayanın tesettürü içinde geçerlidir. Eğer tesettür, bayanı daha cazip hale getirebilmek içinse söylenebilecek bir söz yoktur. Hayır, tesettür bayanı mahreminin dışındakiler için cazip olmaktan korumak içinse o zaman neyin tesettür olduğunu iyi tahlil etmemiz gerekmektedir. Zira tesettür, Müslüman kadının önünde mubahlardan bir mubah değildir. Bilakis ibadettir. İbadet ise şeklini kulun belirlediği eylemin adı değildir. Nasıl namazı biz, yaşadığımız çağın şartlarına göre şekillendiremiyorsak, namaz gibi bir farz olan tesettürü de zihniyetimizi şekillendiren anlayışların etkisinde bırakamayız.

Çarşaf Ve TesettürTesettürün, ibadet olduğunu kabul etmekle, yöresel olduğunu kabul etmek arasındaki açı oldukça geniştir. Tesettür ne Arap kültürüdür ne de Osmanlı kültürüdür. Tesettür, İslam’ın kadın için takdir ettiği tarzın adıdır. Ve tesettürün amacı, avreti gözlerin cazibesi olmaktan uzaklaştırmaktır. Şu veya bu nedenle tesettür bu ana çizginin dışına taştığında, dönülmesi gereken yanlış bir yola girilmiş olmaktadır.

Tesettürün ilk bakışta çarşaf adlı kıyafeti hatırlatması da doğru değildir. Çarşaf, Kur’an’ın beyan ettiği kıyafete en yakın kıyafet olabilir. Bizden önceki neslin anlayışı da bu tarzda olmuştur. Ancak çarşaf bile, tesettürdeki maksat kollanmadığında ‘İslami’ olma özelliğinden uzaklaşabilmektedir. Bir Müslüman hanımın üzerindeki çarşaf, hafifi bir rüzgârda bedenini şekillendirecek kadar ince ve desteksiz giyilmiş ise o kıyafetin adının çarşaf olması, renginin siyahlığı, Allah’ın emrini ne kadar tahakkuk ettirecektir? Renklere ve şekillere takılmadan maksadı yakalamak zorundayız. Nasıl, namaz diyip geçiştiremiyor, onun ayrıntılarını da dikkate aldığımızda ‘namaz’ ibadetinin hakkını verebiliyorsak, emirlerden bir emir olan tesettürün de aynı dikkate tabi olarak uygulanması gerekmektedir.

Bugün geldiğimiz noktada Müslüman kadınların kıyafetlerini, farz bir ibadeti eda etme anlayışının dışına taşırıp, zevklerini ve ihtiraslarını tatmin edecekleri bir anlayışla belirliyor olmaları esef vericidir. Bir yandan başörtüsü için yıllara yayılmış bir mücadele verilirken diğer yandan bizzat başörtüsünün, başı örten ama sefih zihniyeti teşhir eden seviyeye düşmesi, emirlerle zevkler arasındaki farkı yakalayamadığımızı göstermektedir. Başörtüsü, başka bir başörtüsü ile örtülmesi gerekecek halde olmamalıdır. Kıyafete kıyafet giydirmek durumunda kalmamalıyız. Başlar kapanır, kafalar dışarı açılırsa kaybeden biz oluruz. İslam şekilci bir din değildir elbette; kalplerdeki idrak önemlidir. Renklere ve santimlere de kilitlenmiyor dinimiz; ihlâs ve samimiyet yeterlidir. Ama Müslüman kadınların üzerlerine giydikleri ‘tesettür kıyafetleri’ yabancıların kıyafetlerinden daha cazip, daha kamaştırıcı ise neyi örtüp neyi açtığımızı, neyi alıp neyi kaybettiğimizi muhasebe etmemiz gerekiyor demektir.

Başta Ne Var Altta Ne Var?Müslüman hanımın başını örtme arzusu, onun Allah’tan korkup başını örten bir Müslüman, Allah korkusunu sadece başın örtülmesi ile daraltırsa, o korkunun kendisinden beklenen korku olmadığı ortaya çıkar. Zira başı örtülü bir kadının, baş dışındaki bedenine uygun gördüğü kıyafet, baştaki örtüyü yalanlar mahiyette ise bu bir çelişki olur. Müslüman kadınların, kaliteli giyinmeleri, kıyafetlerine özenmeleri en tabi haklarındandır. Hatta Müslüman bir kadın becerebildiği ve imkânları dâhilinde olan en güzeli, en çekiciyi giyinmelidir; bedenini ve Allah’ın ona verdiği güzelliği köhneleştirmemelidir. Fakat bu, onun nikâhlı eşine karşı olmalıdır. Mahremi olmayanları onun bedeni ve güzelliği hakkında bilgi sahibi olması ne kadar tesettür mefhumu ile bağdaşabilir? Kadınlarımızın bu ince çizgiyi ayırmaları git gide zorlaşmaktadır.

Tesettür Allah yolunda cihaddır. Kadınların kendi çaplarında, bütün asırlarda ifa ettikleri en büyük cihad uygulamalarından biridir. Onların tesettürleri sadece onları temsil etmiyor. Bütün Müslümanların, yeryüzünde İslam adına yapmak istedikleri şeylerin özünü ihtiva eden bir eylem onların tesettüre bürünmeleri ile tezahür eder. Erkek mücahitlerin, kadınların tesettürleri uğruna cihad etmeleri neyi ifade ederse, Müslüman kadınların da tesettüre sahip olmaları o ifadenin içini doldurma olarak yerini alır. Bu nedenle, Müslüman kadınların başlarının açılması veya tesettürden uzaklaşmaları bir sorun olarak düşündürdüğü gibi, başörtüsünün farzı eda etmekten çok zevkleri tatmin etmeye dönüşmesi de düşündürür.

Müslüman kadının tesettürü konusunda karşımıza farklı modeller çıkmaktadır:

Birinci model: Anneden babadan görülen şekliyle kullanılan başörtüsü veya tesettür vardır. Bu tesettürde ibadet heyecanı yoktur. Allah rızası da gözetilmektedir. Yöresellik ekonomik şartlar, aile baskısı, vücut tipi gibi nedenler kıyafet tercihini etkilemiştir. Güneşten korunmak, tarlada çalışırken topraktan, tozdan kaçınmak için başa konmuş bir örtü, giyilmiş bir şalvar, dinle bağlantılı bir kavramı ifade etmektedir. Şüphesiz böyle bir kıyafetin şekli benzemiş olsa bile İslamiliğini iddia edemeyiz. Hıristiyan rahibeleri de benzer kıyafetler giymiş olabiliyorlar. Ne onlar ne de bunlar için çizilecek daire İslam dairesidir. Yine namaz örneğinden hareket ederek yapacağımız bir benzetme meseleyi daha iyi anlamamıza yardım edecektir: Bir spor hareketinin namazdaki secdeye benzemesi, o hareketin secde anlamını taşımasını ne kadar temin edebilir?

İkinci model: Ahir zaman tesettürü: İmam Müslim’in Sahih’inde rivayet ettiği (Libas,34; 5547) bir hadiste Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu ahir zaman tesettürünü haber vermiştir. Bizzat hadiste bu kıyafet sahipleri için ‘Giyinmiş Çıplaklar!’ denmektedir. Giyinmiş çıplakların nasıl olabileceğini yaşadığımız bu asırda çok açık bir şekilde gördük. Söz konusu bu hadisi şerifte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, giyinmiş çıplaklar dediği kadınların, yürüyüşleri, kıyafetleri ile erkeklerin dikkatlerini üzerlerine çekeceklerinin haber vermektedir. Mucizevî hadislerden biri olarak gördüğümüz bu hadiste, bu tür kadınların oluşturacağı tehlikeye işaret edilmiş olmaktadır. (Hadisi şerif oldukça yaygındır. İbni Hibban, Mavsıli, Beyhaki, Ahmed, İmam Malik gibi meşhurlar tarafından da rivayet edilmektedir.)

Mevlit törenlerinde, kandil gecelerinde başa konan göstermelik tüller herhalde başörtüsü olarak benimsenmiş bezler değildir. Ya da yaz kurslarına giden genç kızların, annelerinin başörtülerini, eteklerini kullanıp, komik bir şekilde camilere gitmeleri de tesettür değildir. İstanbul’da saçının telini göstermediği halde, hacc için bulunduğu Mekke veya Medine’de kendisini kardeşlerinin arasında güvende hissedip, entarisiyle dolaşan hacı teyzelerin ev kıyafetleriyle dolaştıkları Mekke sokaklarındaki tavırları da tartışılır anlayışları yansıtır.

Çay bahçelerinde, ebeveynlerin rızası, hatta bilgisi olmadan okuldan edindiği arkadaşlarıyla muhabbet eden genç kızların başlarındaki bezin adı da ‘başörtüsü’ değildir. Ona illa bir ad verilecekse onun adı ‘ahir zaman tesettürü’ olabilir. Kudüs topraklarındaki kargaşa da o dur.

Bazı Müslüman yazarçizerlerin, Müslüman kadınları Paris menşeli tesettüre davet etmeleri ise, olsa olsa tuz olur biber olur yaramıza.

Üçüncü model: Allah rızası gözetilerek başa konan veya bedene giydirilen kıyafettir. Bu kıyafet kalitelidir, temizdir, vakurdur. Ama gösteriş için değildir, teşhir etmez, gözleri davet etmez. Bedenin tamamını örter. Kıyafetin kendisi bir ziynet değildir; onu da bir kıyafetle örtmeye gerek bırakmaz. Bedene yapışık değildir. Çizgileri belirtecek kadar ince değildir. İlk bakışta küfrün simgelerinin anımsatacak nitelikte değildir. Erkeklere mahsus bir kıyafet değildir.

Bu model kıyafetin sahibi kadının seccadesi vardır, tesettürü vardır. Tesettürü seccadesidir, seccadesi tesettürdür. Ayıplayanların ayıplamasına aldırmaz, çağı ve çağdaşı taklit etmez. Vakurdur, kibirli değildir. Ciddidir; ciddiyeti gereği kıyafetini tartışmaz.

Bu modelin sahipleri, evlendikleri gün için farklı bir kıyafet düşünmezler. ‘evlilik bir defadır!’ gibi bir safsataya kapılmaz. Zaten evlilik bir defa olduğu için, o imtihanı kazanmam lazım, diye düşünürler.

Onların başörtüleri, dış kıyafetleri bu ümmetin onurudur; onlar ümmetin sokaklarında yürüyen mücahidedirler. Allah onlardan razı olsun.


Nureddin Yıldız'ın  Reyhan dergisinde yayınlanan tesettürle ilgili yazısı

27 Kasım 2010 Cumartesi

GERÇEK MUTLULUĞU ARAYANLARA...


Rasûlullah(s.a.v) (a.s) buyuruyor:
ALLAH bir ev halkı hakkında hayır dilerse, onları dinde bilgi sahibi kılar. Küçüklerini büyüklerine saygılı yapar. Hayatlarında yumuşaklık ve iktisat nasip eder. Tevbe etmek için kusurlarını kendilerine gösterir. Hayır dilemezse onları kendi haline terk eder.
                                                                            (Camiu’s-Sağir)
  

Rasûlullah(s.a.v) şöyle buyurdu;
Benim gözümde kendisine en çok gıpta edilen mümin,dünyada yükü hafif,namazdan nasibi fazla olan,rızkı kendisine yetecek çok derecede olmadığı halde ALLAH kavuşuncaya kadar buna sabreden,insanlar arasunda parmakla gösterilecek derecede tanınmayan,musibeti dünyada iken verilen,ölümü çabuk ,mirası ve ardından ağlayanı az olan kimsedir.
                                                                           (ibni mace - kitabuz'zuhd,4117)


Rasûlullah(s.a.v) şöyle buyurdu;
-ALLAH'ı hakkıyla tanısaydınız,hiç bir cehalete yer bırakmayan bir ilme sahip olurdunuz. ALLAH'ı hakkıyla tanısaydınız,duanızla dağlar yerinden oynardı. kendisine sarsılmaz bir iman verilen insana  çok şey verilmiş demektir.
                                                                           (kenzu'l -ummal/kitabul ahlak 5787)


Rasûlullah(s.a.v) şöyle buyurdu;
Ümmetim için şu üç şeyden korkuyorum;
1.Alimin ayağının kaymasından
2.münafığın Kur'an'la mücadele etmesinden
3.Dünyanın boyunlarınızı kırıp da kendinizi fakir görmenizden ve birbirinizi suçlamanızdan

                                                                        (kenzu'l- ummal 34872)

Rasûlullah(s.a.v) şöyle buyurdu;
-''Kimin üzerinde ALLAH'ın nimeti görünürse, ALLAHa çokça hamd etsin. Dert ve sıkıntıları artan kimse çokça istiğfar etsin. Fakirlikten kurtulmak isteyen kimsede''LA HAVLE VELA GUVVETE İLLA BİLLAH''(Güç Kuvvet Ancak ALLAH iledir)sözünü çokça söylesin''
                                                                        (kenzu'l-ummal  43361)
Hz  Peygamber(s.a.v) şöyle buyurmuştur;
ALLAH kıyamet gününde dört kişiyi, dört sınıf insana karşı delil olarak öne çıkarır;
1.Zenginlere karşı Hz Süleymanı
2.Hastalara karşı Hz Eyyübü
3.Kölelere karşı Hz Yusufu
4.Fakirler karşı Hz İsa
                                                        (büyük hadis alimi ibni Hacer el-askalaninin kitabından)


Not:Bu güzel ve ibret verici hadis-i şerifleri "ümmetiz.biz"de ki kardeşlerimiz paylaşmıştı,ben de sizlerle paylaşmak istedim,Rabbim yüce Rasulümüzün(s.a.v) yolundan ayırmasın(amin).

KUR'AN IŞIĞINDA ÖLÜM, KIYAMET, AHİRET.....Mutlaka dinleyin...

BU SİTEDE YER ALAN KONULAR

Translate

Blog Archive

yasal uyarı

Protected by Copyscape DMCA Takedown Notice Search Tool HAYATCEMRESİ Adlı sitede yayınlanan tüm içerik hayatcemresi2.blogspot.com'a aittir.Hiçbir şekilde izinsiz kullanılamaz.
 
Copyright © HAYATCEMRESİ - Blogger Theme by BloggerThemes & freecsstemplates - Sponsored by Internet Entrepreneur