İNSTAGRAM

İNSTAGRAM
hayatcemresi_ instagram

بسم الله الرحمن الرحيم

بسم الله الرحمن الرحيم
(İnsanları) Allah'a çağıran,iyi ve faydalı iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
Fussilet suresi 33.ayet

Kutlu Doğum Programları ile Yerleştirilmeye Çalışılan Soft Peygamber Algısına Reddiye

Henüz 29 Yaşında Hakka Yürüyen bir Şehid'in Dilinden Muhteşem Bir Sohbet

6 Ekim 2010 Çarşamba

YAYLA ÇORBASI ve EVDE ET SUYU BULYON HAZIRLAMAK

            
             Rabbimin adıyla...
           
           “Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da,ahirette de Mevlam,yardımcım Sensin.Müslüman olarak canımı al ve beni salihler(iyi insanlar)zümresine dahil eyle.”
                                                                       (Yusuf Suresi,101. ayet)

            Küçük oğlumun en isteyerek yediği yemektir yayla çorbası,o yüzden sık sık yaparım.
            Besleyici olması için de evde hazırlayıp, buzlukta sakladığım et suyu bulyondan içine ilave ederim.

            Bu güne kadar hiç hazır bulyon kullanmadım,çünkü en başta helal yolla elde edilip edilmediğini,hem de sağlıklı olup olmadığını bilmediğim için kullanamam,evde hazırlarım,evde bulyon hazırlamanın en kolay yolu:
           İyice yıkanmış kemik veya kemikli etleri

4 Ekim 2010 Pazartesi

KIYMALI YOĞURTLU MAKARNA

         " Sevgide güneş gibi ol,
          dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
          hataları örtmede gece gibi ol,
          tevazuda toprak gibi ol,
          öfkede ölü gibi ol,
          her ne olursan ol,
          ya olduğun gibi görün,
       ya göründüğün gibi ol."
                              
         Yüceler Yücesi Cemil Rabbimin adıyla başlarım...
         Evimizde beğeniyle yenilen,tat olarak da mantıya benzettiğim bir yemektir,kıymalı yoğurtlu makarna.Yine kolay bir yemek tarifini paylaşmak istiyorum.Mantıyı çok severim nadir de olsa ara sıra yaparım ama bilirsiniz hayli zaman alır.Bu kadar zaman harcamayı göze alamadığım için daha çok kıymalı yoğurtlu makarna ile bu arzumu büyük ölçüde teskin ederim.Dilerseniz tarifimize geçelim.
       MALZEMELER:
       -200gr.kıyma,
       -2 adet sivri biber,
       -1 adet salçalık kırmızı biber,
       -2 adet orta boy domates,
       -10-15 dal maydanoz,
       -1 orta boy kuru soğan,
       -2 diş sarmısak,
       -kavurmak için zeytinyağı,
       -tuz,karabiber,yenibahar,

       -sarmısaklı yoğurt,
       -1 paket makarna,
       -üzeri için naneli pubiberli,eritilmiş ve pembeleştirilmiş tereyağı,
       YAPILIŞI:
       Kızdırılmış tavaya 3-4 kaşık zeytinyağı ve kıyma konulur,biraz kavrulur,
       doğranmış soğan ve sarmısak ilave edilir,beraber 5 dak.kadar kavrulur,
       küçük küçük doğranmış biberler de ilave edilir karıştırılır,
       5 dak. kadar da bu şekilde kavrulduktan sonra rondoda çekilmiş domates ve tuz eklenir,
       domatesler biraz suyunu çekince altı kapatılır,
       doğranmış maydanoz ,karabiber ve yenibahar az miktarda ilave edilir,karıştırılır.
       Makarna haşlanır,fazla suyu süzülür,hazırlanan kıymalı karışımla karıştırılır,servis tabağına alınır,makarnanın biraz ılıklaşması beklenir, 
       üzerine sarmısaklı yoğurt dökülür,en üste de naneli ve pulbiberli tereyağı sıcakken gezdirilir,yemeğimiz hazırdır,afiyet olsun,
      midemiz yemekle doyarken ruhumuz ibadetle doysun inşaallah...
                    

ISPANAKLI FIRIN MAKARNA

      
       Evimizde en sık yapılan ve en çok sevilen yemeklerdendir.İçine ıspanak koymadan da yapılabillen,pratik ve lezzetli olduğu için de tercih ettiğim bir yemektir.Ispanaksız yaparsanız dereotu kullanmayın derim, 
       MALZEMELER:
1 paket makarna(benim tercihim boru makarna),
1deste maydanoz,
1/2 deste dereotu,
yıkanıp doğranmış ıspanak yaprakları,
300-400 gr. beyaz peynir
Arzuya göre zeytinyağı,kara biber, pul biber,
      ÜSTÜNE:
Bir çay bardağı rendelenmiş kaşar peyniri,1/2 bardak beyaz peynir rendesi,
5 adet yumurta
      YAPILIŞI:
Makarna haşlanır. Suyu süzülür.
İçine biraz zeytinyağı,maydanoz,beyaz peynir,kara biber,pul biber,istenilen miktarda yıkanıp doğranmış ıspanak yaprakları konulur.Hepsi karıştırılır.
Yağlanmış büyükçe bir teflon tepsiye boşaltılır.
Üstüne kaşar ve  beyaz peynir serpilir.
Elimiz ıslatılır.Makarnanın üstüne biraz bastırılarak makarnanın üstü düzleştirilir. Yumurtalar ayrı bir kapta sarıları dağılıncaya kadar biraz çırpılır.
Makarnanın üstüne yayılır.Yumurtalar fazla çırpılırsa makarnanın üzerinde durmaz,hepsi dibe akar.
Orta hararetli fırında altı üstü kızarıncaya kadar pişirilir.
Kesilip servis yapılır.

NANELİ KEK

                  Rabbimin adıyla...
        “Rabbin rızkı dilediğine bol verir,dilediğine daraltır.Şüphesiz ki O,kullarından haberdardır,(onları)çok iyi görür.”(İsra suresi 30.ayet)
          Rabbimin nimetleri o kadar bol ve çeşitli ki hepsini idrak edemiyoruz.Bu keki daha önce dbir kere daha denemiştim, o zaman nanesini çok az koymuştum pek hissedilmemişti.Ama bu sefer pazardan aldığım bir büyük deste taze nanenin yarısını bu kekte kullandım,yumuşacık ,nemli ve lezzetli bir kek oldu,hatta bir yaş pastada pandispanya olarak bile kullanılabilir,siz de benim gibi keklerde farklılıktan hoşlanıyorsanız denemenizi tavsiye ediyorum,kekimizin yapılış aşamalarında bildiğimiz keklerden bir farkı yok,farklılık bol naneli olmasında,dilerseniz yapılışını kısaca anlatayım:
        MALZEMELER:
        *30-35 dal nane yaprağı,
        *1 çay bardağı su,
        *1 çay bardağı süt,
        *1/2 çay bardağı zeytinyağı,
        *1 su bardağı toz şeker,
        *2 yumurta,
        *2 su bardağından biraz eksik un,
        *1 paket kabartma tozu,
        *1 yemek kaşığı kakao,
        YAPILIŞI:
        *Naneler iyice yıkanır,yaprakları alınır,1 çay bardağı su ile rondoda iyice çekilir,
        *kek hamurunu hazırlayacağımız kaba yumurtalar kırılır,toz şekerle beraber iyice karıştırılır,
        *kakao hariç diğer malzemeler ilave edilir,tekrar iyice karıştırılır,
        *kek kalıbı veya tepsi yağlanır,hazırlanan karışım dökülür,
        *hamurun az bir miktarı ayrılır,buna da kakao ilave edilip karıştırılır,kakao ilavesinden sonra hamur biraz sertleşeceği için 1-2 kaşık süt ilavesiyle kıvam açılır,karıştırılır,kekin ortasına bir çizgi halinde gezdirilir,
        *200derece fırında pişirilir,kontrolü yapılıp fırından alınır,soğuyunca kesilip servis yapılır,afiyet olsun.
       PRATİK BİR TAVSİYE:
       Kek kalıbınız yoksa aşağıdaki resimde benim kullandığım yöntemle kek kalıbı yapabilirsiniz.Yuvarlak bir fırın kabının ortasına ısıya dayanıklı küçük kaselerden koyup,kek kalıbında olduğu gibi kek hamurunuzu geniş kısma yuvarlak olarak dökebilirsiniz,hamuru dökmeden önce hem yuvarlak büyük fırın kabını, hem de ortadaki küçük kasenin dış kenarlarını yağlayın.Kek kalıbım yok ve bu yöntemle ihtiyaç da duymuyorum,kolay gelsin.


      Diğer kek tariflerime buradan bakabilirsiniz. 

3 Ekim 2010 Pazar

MÜKEMMEL ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR

Mükemmel Çocuk Yetiştirmenin Üç Altın Kuralı
BAŞLIK DİKKATİNİZİ ÇEKTİ ve yazıyı okumaya başladınız değil mi? İstediğim de buydu zaten. Yoksa ne mükemmel çocuk yetiştirmenin sadece birkaç kuralı vardır ve hatta ne de mükemmel çocuğun tarifi. Ama maalesef orada burada buna benzer başlıklarla yazılmış “mucizevi” reçeteler okuruz sık sık.
Sağlam bir dünya görüşü olmayan Batı medeniyetinin zavallı pedagog ve psikologları dipsiz kuyuya ipsiz inerek ortalama on yılda bir değişen fikirlerle ana-babalara yeni yeni reçeteler sunarlar. Hepsini de “Doğrusu budur, böyle davranın, çocuğunuz mükemmel yetişsin” diye pazarlarlar hep.
Freud’dan hayli etkilenen 68 kuşağının eğitimcileri “Çocuğu serbest bırakın, her istediğini yapsın, hevesi kalmasın, hiç azarlamayın, sadece sevgi verin” diye diye günümüzün serseri ruhlu, sabırsız, sorumsuz ve ahlaksız neslini yetiştirdiler elbirliği ile. Şimdilerde ise daha farklı sesler yükseliyor o taraflardan: “Çocuğa beklentilerinizi ve görevlerini söyleyin, hata yaparsa ceza verin, hatta hafifçe dövebilirsiniz bile.”
Biz Müslümanlar ise Kur’an ve hadisler ışığında nasıl çocuk yetiştirmek gerektiğini aslında biliyor olmamız gerekirken, maalesef bu kaynaklara da yüz çevirdiğimiz için “iki cami arasında bînamaz” kalmış durumdayız uzun zamandır. Ve en dindar ailelerden bile “Çocuğumuza nasıl davranalım?” soruları yükseliyor.
Ben de üç çocuk babası olduğumdan, son zamanlarda çocuk eğitimine dair ipuçları toplamakla meşgulüm. İşte bu yazıda çocuk yetiştirmekte dikkat etmemiz gereken bazı temel prensipleri aktarmaya çalışacağım.
Kendini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez
Önce kendinizi düzeltin. Kendini ıslah etmeyen başkasını hiç ıslah edemez tabii ki. İfsat eder hatta iyilik zannıyla.
Bir aile tanıyorum. Çocukları pırıl pırıl, ahlâklı gençler olarak yetiştiler. Özel bir çocuk yetiştirme eğitimi almadıklarını biliyorum.
Evlerine misafir olduğum bir gün “Nasıl böyle mükemmel çocuklar yetiştirdiniz” diyecek oldum. Ama demedim. Zira o kadar açıktı ki her şey.
Baba samimi ve tutarlı bir dindar, anne şefkatli ve temiz huylu bir fedakar. Evleri sade döşenmiş bir “dershane” gibi. TV genellikle kapalı. Sohbetler Allah için. Yalan yok, dedikodu yok. Nasıl çocuklar çıkabilirdi ki böyle bir evden zaten?
“Armut dibine düşer”, “üzüm üzüme baka baka kararır”, “anasına bak kızını al” sözleri boşuna söylenmemiş tabii ki.
Bir psikiyatrist olduğumdan, bana sık sık çocuklarını getirir aileler. “Bu çocuk bir garip davranıyor nedense? Bir tedavi etseniz.” Hiç istisnası yok gibidir; “odama çocuk girer ve çıkar ama aile girer ve kalır.” Hemen daima ailededir esas problem. Anne-babanın bir yığın hataları, kompleksleri, hatta psikiyatrik rahatsızlıkları vardır. Ama onlar bunları görmez, çocuktaki problemleri öne sürerler. Sanki o çocuk o evde yetişmemiştir de, uzaydan gelmiştir. “O kadar da gayret ettik ki, neden böyle oldu bu çocuk bilmem?” havası vardır genellikle. Ama biz aileyi terapiye alırız. Çocuk da toparlar ardından doğal olarak.
O yüzden “önce kendimize bakalım” diyorum.
Temel güvenli olmalı
Bir evin en önemli kısmı temeli olduğu gibi, bir çocuğun ruhsal gelişiminde en önemli dönem de ilk yıllardır. Çocuğun zekasının % 80’ i ilk 7-8 yılda geliştiği gibi, kişilik de büyük ölçüde bu dönemde oturur. Hele ilk 2 yıl çok önemlidir ve “temel güven duygusu”nun oluştuğu dönemdir.
Bu dönemde çocuğun en önemli ihtiyacı sürekli ve tutarlı bir sevgidir. En yıpratıcı şey ise “anne figürü”nün sürekli değişmesidir. Çocuğunuz isterse bir bakıcı tarafından büyütülsün, yeter ki süreklilik olsun. Sürekli değişen kişilerce bakılan bebeklerde ileri yıllarda çevreye güvensizlik, içe kapanma gibi özellikler gelişebilir. Sebebini anlayamadığımız bağımlılık, hırçınlık, şüphecilik gibi karakter özelliklerinin temeli o ilk yıllardaki “hatırlayamadığımız hatıralar”dır genellikle.
Nitekim Filipinlerde yapılan bir saha araştırması, ilk yaşlarında mutlak ilgi ve sevgi ile yetişen çocukların ileride çok daha huzurlu insanlar olduklarını göstermiştir.
Çocuğunuzun bilinçli olmadığı o ilk yıllar aslında bilinçaltı’nın şekillendiği en önemli yıllardır, unutmayın.
Cennetteki gazoz nehirleri
Çocuğa hayatın, ölümün, varlığın anlamına dair temel bilgileri verin.
Çocuğunuz 3-5 yaşından itibaren çevresinin ve dünyanın farkına vardığında ve “neden, nasıl” soruları başladığında sizden her konuda, özellikle de varlığın ve ölümün anlamına dair açıklamalar isteyecektir. “Anne sen de ölecek misin? Ölünce ne olur? Baba, Allah nerdedir?” gibi sorular peş peşe gelir bu dönemden itibaren. Siz de cevap verin tüm sorularına, onun anlayacağı dilde. Unutmayın, öğrenmeye hazır olmasalar sormazlar zaten. “Bu yaşta Allah’ı, ölümü, ahireti anlatmak erken” deyip kaçamak cevap veren ailelerin çocuklarında çok çeşitli ve sebepsiz korkular görülebilir. Cevabı alınamamış her soru o minik beyinlerde kıvrım kıvrım şüphe ve problemler doğurabilir.
Hiç unutmam, küçüklüğümde anneme sormuştum:
- “Anne biz ölünce ne olacağız?”
- “Cennete gideceğiz yavrum.”
- “Tamam da, ondan sonra ne olacak? Yani Cennette ne kadar yaşayacağız?”
Annem “bu çocuk bu yaşta sonsuzluktan anlamaz her halde; uzun bir zaman söyleyeyim de rahat etsin” diye düşünmüş olsa gerek ki,
- “1000 yıl yaşayacağız yavrum” demişti.
O kadar üzülmüştüm ki.
“İster 10 yıl, ister 1000 yıl, sonuçta yok olacaksak ne anlamı var? Ben sonsuzluk istiyorum, yok olmak istemiyorum” demişti o küçücük zihnim bile. Siz anlatın çocuklarınıza bildiklerinizi. Allah’ı, Kur’an’ı, ahireti. Özellikle de melekleri unutmayın. Kendilerini koruyan, kollayan, her yerde bulunan görünmez varlıklara inanmak, “öcülerden”, çizgi filmlerdeki hayali canavarlardan korkan ruhlarına ilaç gibi gelecektir.
Peygamberimizin ve İslam büyüklerinin hayatını anlatmak da çok önemlidir. Zira büyüyen bir fidan gibi olan çocuk ruhu kendisine örnek alacağı mükemmel kişiler arar. Siz o zatları çocuğunuzun hayallerine ideal olarak kazımazsanız, çocuğunuz “Pokemon eğiticisi” veya “Zeyna” gibi olmayı kendine ideal seçebilir.
Ancak dini eğitim verirken abartılı bir zorlamaya kaçmamak da şarttır.
Çocuğa onun hoşuna gidecek örneklerle bezeli biçim
*****
Babam beni anlar mı?
Çocuğun seviyesine inin. Unutmayın ki, o erişkin olmadı ama siz çocuk oldunuz. Onun yaşlarında neler yaşadığınızı, hissettiğinizi hatırlayıp ona daha iyi yaklaşabilirsiniz. Yoksa çocuğunuz sizi “anlamadığı bir dilden konuşan yabancı bir rehber” gibi görebilir.
Bunun en sık rastladığım bir örneği, his ve fikirlerini paylaşmayan çocuklardır. Çocuk bir yığın sorun yaşamakta, içini şüphe ve korkular kemirmektedir ama ailesine hiçbir şey anlatmamaktadır. Çünkü anne-babanın tüm yaptığı, “evladım, bir derdin varsa anlat” demekten ibarettir. Oysa çocuk “Onlar büyük ve olgun. Benim korkularımı anlamazlar her halde.” diye düşünebilir ve hislerini paylaşmaz.
Okula gitmek istemeyen bir çocuk getirilmişti bana. Ailesine hiçbir sebep söylemiyordu. Ben çocuğa önce, onun yaşında iken okulla ilgili yaşadığım kendi tedirginliklerimi anlattım. Karanlık okul yolu, çocuk kaçıran çingene söylentileri vs. derken çocuk, “saçmalama amca, ben onlardan korkmuyorum, sadece bir arkadaşım beni dövüyor” deyiverdi. Sebep anlaşılmıştı.
Siz de zaman zaman kendinizi onun yerine koyun, kendi çocukluğunuzu da hatırlayıp neler hissettiğini tahmin etmeye çalışın ve mümkün mertebe onun dilinden konuşarak duygularını paylaşın. Siz bir adım atarsanız o koşarak gelecektir.
Siz onu anlamaya çalışmazsanız o sizi nasıl anlasın?
“Dar daire”ye vakit ayırın.
“Yata yata büyüyen” karpuz bile bakım ister.
Sizin vasıtanızla dünyaya getirilmiş ve her şeyi öğrenmeye muhtaç, nazik, hassas o masum yavruların günde 1-2 saat ilginize hakkı yok mudur? “Meyvenin 4. meselesi”nde geçen “dar daire”lerin en ehemmiyetli olanlarından biri aile değil midir? Falan futbolcunun ayakkabı numarasını bilip kendi çocuğununkini bilmemek, Başbakan’ın konuşmalarında hastalık işaretleri ararken kendi çocuğunun sözlerini yarım kulakla dinlemek komik kaçmıyor mu? Hatta sevgili Metin Karabaşoğlu’nun bir yazısında dediği gibi, soru soran çocuğuna “lütfen beni rahatsız etme, kitap yazıyorum” demek bile (işin içinde hizmet olsa dahi) hata değil midir?
Mumlardan örnek vermeyin lütfen, güneş dibine de ışık veriyor.
Şefkat damarını yanlış yerde kullanmayın.
Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. “Aman çocuk zahmete girmesin, aman üzülmesin, ağlamasın” diye diye onu davranışlarında tümden serbest bırakmak, ona iyilik değil kötülük etmektir.
Meselâ okul çağına gelen çocuğa namaz kılmayı öğretmek, 10 yaşında ise namaz kılmazsa cezalandırmak dinimizde var. Kaçımız yapıyoruz acaba, merak ediyorum.
“Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun” mealindeki ayet nazil olduğunda sahabeler Resulullah’a asm sormuşlar:
“Ya Resulullah, biz Allah’ın emirlerini yapıp yasaklarından sakınarak kendimizi ateşten koruyabiliriz. Ama aile ve çocuklarımızı nasıl koruruz?”
“Allah’ın size emrettiklerini siz de onlara emredin, Allah’ın size yasakladıklarını siz de onlara yasaklayın” buyurmuşlar.
Özellikle bazı hanımların, kendileri örtülü oldukları halde kızlarını süslü ve açık kıyafetlerle büyüttüklerini, kendileri umumi yerlerde denize girmedikleri halde çocuklarını “daha küçük o” diye plajlara saldıklarını çok görüyoruz. Küçüklüğünde tesettür ve iffet konusunda sağlam temel kuramamış bu çocukların ileride nasıl bir çizgide yaşayacakları muhakkak ki şüphelidir.
Böyle davranan ailelerin bazıları da “biz de küçükken böyleydik, sonra toparlandık” derler. Ne kadar toparlanmışlardır acaba? Ya da daha sağlam bir terbiye almış olsalardı kim bilir nasıl olabilirlerdi?
Unutmayın ki eğitimin temel prensibi doğruları yapmaktır, tüm yanlışları denemek değil.
Bir çok aileden de ahlakı bozucu yayın yapan tv’leri kendileri seyretmemekle beraber çocuklarına yasaklayamadıkları şikayeti duyarım. Sebep çocuğun sevdiği dizi için ağlayıp sızlanmasıdır çoklukla. “Ben Ruhsar’ı çok seviyorum.”
Bakın; çocuk ağlar, sızlar her zaman. Sizi test eder hep. Geri adım attınız mı da, o konu “kazanılmış hak” olur artık. Oysa çocukların ruhsal yapıları psikoloji tabiriyle “plastiktir”. Siz sağlam durursanız çocuk kendini size uydurur, merak etmeyin. Kaldı ki bugün birkaç saat ağlamasın derken, ileride hem onun hem kendinizin pişmanlıkla yıllarca ağlamasına zemin hazırlamış olursunuz.
Eşinizle tutarlı olun.
En kötü ruhsal hastalık olan şizofreninin oluşma sebeplerinden biri de anne-babanın çocuğa verdiği mesajlar arasında tutarsızlık olmasıdır. Aynı konuda biri bir şey söyler, diğeri başka şey. Aynı olayda biri bir türlü davranır, diğeri başka türlü. Sonuç: Zihin bölünmesidir. O yüzden eşler önce kendi aralarında konuşup belli prensiplerde anlaşmalıdırlar. Çocuk hangi durumda nasıl bir tavırla karşılaşacağını bilmelidir.
Buradan da hissedilir ki, aslında iyi çocuk yetiştirmek için önce uyumlu bir evlilik yapmak lazımdır.
Vazifenizi yapın, Allah’ın vazifesine karışmayın.
Malesef çoğumuz çocuklarımıza verdiğimiz emeğin karşılığını nerdeyse zorla alma hevesindeyiz. “İlla ki şöyle olmalısın.” Aslında unutmamak lazım ki, o çocuk bizim malımız değildir. Biz sadece ona hizmetle görevlendirilmişiz.
Eğer üstümüze düşeni layıkıyla yapmışsak ötesi Allah’ın takdiridir. Aksi halde aşırı zorlamalar ters tepebilir ve çocuğun iyice zıt bir çizgiye girmesine yol açabilir. Biz de gereksiz derecede strese girip iyice yanlış davranmaya başlarız. “Ben sana bildiğimce doğruları gösterdim, artık seçim senin” demek lazımdır, hele ergenlik çağında.
Zaten bizim tüm bu önerdiklerimiz sadece sebeplerdir. Biz Allah rızası ve çocuğumuzun iyiliği için bu sebeplere elimizden geldiğince müracaat ederiz ama sonucuna karışmayız. Zira Allah isterse Peygamber çocuğu hayırsız olabileceği gibi, öksüz-yetim kalmış, hatta Firavun’un sarayında büyümüş çocuklar da en büyük Peygamberler olabilir.
O yüzden son olarak diyorum ki:
Çocuklarınız için dua edin.…
Dr.YUSUF KARAÇAY

2 Ekim 2010 Cumartesi

MADEN SUYU İLE HAZIRLANMIŞ KEPEKLİ MİLFÖY HAMURU ve MİLFÖY BÖREĞİ

Rabbimin adıyla başlarım...
Milföy hamuru ve milföy böreği oldukça yağlı,bu yüzden de kalorisi yüksek bir börektir.Çünkü lif oranı sıfırdır,bu kaloriye biraz lif ekleyerek biraz daha sağlıklı ve lifli bir hale getirmek istedim ve kepekli milföy hamuru ve böreği yaptım,sonuç benim açımdan resimde görüldüğü gibi tatmin ediciydi.Ayrıca daha güzel kabarmasında etkili olacağını düşünerek hamuru su yerine maden suyu  ile yoğurdum.
MALZEMELER
1 su bardağı tam buğday unu,
2 su bardağı normal un,
2 yemek kaşığı zeytinyağı,
1 tatlı kaşığı tuz,
1 şişe maden sodası,
2 yemek kaşığı su,
125 gr. tereyağı,
üzeri için:
 yoğurt ve yumurta sarısı karışımı,
susam çörekotu,
YAPILIŞI
Tereyağı hariç diğer malzemelerle sert olmayan bir hamur yoğrulur,en az yarım saat buzdolabında bekletilir,
hamur yuvarlak bir çay tepsisi büyüklüğünde merdane yardımıyla ortası kalın kenarları daha ince olarak açılır,
orta kısmına buzdolabından çıkardığımız tereyağı büyük parçalar halinde doğranıp konulur,
hamurun kenarları ortasına kapatılır,üzeri buzdolabı poşeti veya streç flim ile kapatılıp,buzdolabında 1 saat bekletilir,
tekrar tepsi büyüklüğünde açılır,katmer şeklinde katlanıp tekrar üzeri örtülür ve yine 1 saat dolapta bekletilir,
aynı işlem 3 kez tekrarlanır,buzdolabından çıkarılan hamur itina ile açılır,
dikdörtgen veya kare şekline getirilip,kare şeklinde 20-25 parça olacak şekilde kesilir,
ortalarına peynir konularak veya hiç bir şey konulmadan ikiye katlanır,
yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine aralıklı olarak dizilir,
üzerlerine 1 çay kaşığı yoğurtla karıştırılmış yumurta sarısı sürülür,
susam veya çörekotu serpilir,
önceden ısıtılmış 200 derece fırında alt ve üstleri iyice kızartılır,
fırından çıkarılıp istenilen sıcaklıkta servis yapılır.
NOT
Hamurunuzu biraz daha inceltip 25 parça yaparsanız  daha fazla ve daha çıtır börekler elde edersiniz.
PÜF NOKTALARI
Yağ konulduktan sonra hamur itina ile ve yavaş yavaş açılır ki yağ dışarı çıkmasın,
yağın dışarı çıktığı yerler olursa üzerlerine çok az un serpilerek kapatılır,
içine konulan tereyağının mutlaka soğuk olması gerekir,
üzerlerine sürülen yumurtanın kesik olan kısımlara gelmemesi gerekir,aksi takdirde pişerken  katlar açılmaz.
Hamurunuzun en dışta kalan kısımlarını da 1 cm. kadar keserseniz böreklerin her tarafında katlar açılır,kesik tarafların katları daha güzel açıldığı için bu yöntemi uygulayın. 

1 Ekim 2010 Cuma

KABAKLI PATLICANLI İSLİM KEBABI


        Rabbimin adıyla başlarım...
     "Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce,bir kitapta(Levh-i Mahfuz'da)yazılmış olmasın.Şüphesiz ki bu,Allah için çok kolaydır."
     "(Allah)bu hususu,kaybettiğinize üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız(diye açıklamaktadır).Allah,kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez."
                                                               (Hadid suresi 22-23.ayetler)
       Hepinize hayırlı bir cuma ve hayırlı günler diliyorum,Rabbim cuma gününün kıymetini bilip duaların kabul olunduğu o saatte hayırlı ve makbul dua yapanlardan olmamızı cümlemize nasip etsin(amin).
       Sizlerle paylaşmak istediğim bu yemek hepinizin bildiği bir yemek çeşidi,hem yapılışı hem de yenilmesi benim için çok keyiflidir.İslim kebabı genellikle patlıcanla yapılır ben kabakla da yapıyorum,her ikisi de lezzetli oluyor,bizim iki numaranın bu tür yemeklerde tercihi kabaktan yanadır,o yüzden mutlaka kabak ta kullanırım.Şimdi tarifimize geçelim:
       MALZEMELER:
       500 gr.kuzu kuşbaşı et,
       1 adet kuru soğan,
       3-4 adet sivri biber,
       2 orta boy domates,
       zeytinyağı,hem kızartmak,hem de içini hazırlamak için,
       istenilen miktarda tuz ve karabiber,
       6 adet uzun kemer patlıcanı,2 adet uzun kabak,
        yapacağımız kebaplar adedince kürdan,
       YAPILIŞI:
       *Patlıcan ve kabaklar yıkanır,patlıcanlar alacalı soyulur,boyuna beş uzun dilim halinde kesilir,
       *patlıcanlar tuzlanır yarım saat tuzda bekletilir,yıkanır kurutulur.
       *Patlıcan ve kabaklar karartılmadan kızartılıp bir tabağa alınır.
       *Kızdırılmış tavaya etler konulur,çevrilir,tavanın kapağı kapalı olarak etler suyunu çekinceye kadar ara sıra karıştırılarak pişirilir,
      *et suyunu çekince bir kaç kaşık zeytinyağı ve doğranmış soğan ilave edilir,
      *soğan pembeleşince,robotta veya rondoda küçük parçalar halinde doğranmış domates eklenir,
      *domateslerde biraz suyunu çekince küçük küçük doğranmış biberler ilave edilir karıştırılır,
      *5 dak.kadar da bu şekilde pişirildikten sonra tuz ve karabiberi ilave edilir karıştırılır ve altı kapatılır,
      *geniş ve düz bir tabağa3 adet patlıcan veya kabak dilimi(isterseniz karışık da koyabilirsiniz)ortaları üst üste gelecek şekilde çiçek gibi yerleştirilir,
      *hazırlanan etli karışımdan yeteri kadar  konulup kenarları etin üzerine kapatılır,
      *üstlerine birer dilim domates ve biber konulup kürdan batırılır tepsiye dizilir,
      *az bir miktar salça,diplerini kapatacak kadar su ile sos hazırlanır ve aralarına dökülür,
      *yüksek ısıda ki fırında bir saat kadar pişirilir,fırından almadan 10 dak.önce üstleri açılıp biraz kurumaları ve kızarmaları sağlanır,
     *pilavla ve ayranla servis yapılır,afiyet olsun,şükrümüz bol olsun.

 NOT:
 Bu akşam Tv Net'te saat 21:00'de Kadir Mısıroğlu ile tarih sohbetlerini izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

 
      

29 Eylül 2010 Çarşamba

BİTLENMEK BÜYÜK NİMET

     
      "Biz gökyüzünü, arzı ve ikisi arasındaki şeyleri bâtıl (boşuna) yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Artık ateş sebebiyle (azap edilecekleri için) inkâr edenlerin vay haline."
                                                                        (Sad suresi 27.ayet)

       İnsan kainata iman gözüyle bakar ve tefekkür ederse gerçekten hiçbir şeyin sebepsiz,boş yere yaratılmadığını görür ve anlar,bir bitin bile...Bunları bize anlatan çok şeyler görüyor ve duyuyoruz.
       Dün İkbal'in programında çıkan pozitif bilim uzmanı Dr.Hatice Er hanım çok ilginç şeyler anlattı,onu dinleyince Yüce Rabbimizin hiçbir şeyi iş olsun diye yaratmadığını,yarattığı her şeyin bizim faydamıza yaratıldığını bir kez daha idrak ettim.
       Bana en ilginç gelen ise bitlenmenin insan için ne büyük bir nimet olduğuydu.

İÇLİ PATLICAN TURŞUSU

                       Rabbimin adıyla...
         “De ki:Rabbimin rahmet hazinesine eğer siz sahip olsaydınız,harcanır korkusuyla kıstıkça kısardınız.İnsanoğlu da pek eli sıkıdır!”(İsra suresi 100.ayet)
         Yıllar önce ta biz çocukken annem yapmıştı patlıcan turşusunu.Tadı çok nefisti o zamandan beri hiç unutmadım,hep ben de yapmak istedim ama cesaret edemedim.Evimizde turşu kültürü olmadığı için pek turşu yapmam,ama yazın köyde bahçemizde ki patlıcanları görünce böyle taze ve körpe patlıcanları eve gidince zor bulurum diyerek topladım ve getirdim,turşumu yaptım,annemin turşusu gibi değil sanki,ama yine de lezzetli ve farklı bir tat.

28 Eylül 2010 Salı

KARIŞIK KEK

        
      " Küçük şeylere fazla önem verenler ellerinden büyük şeyler gelmeyenlerdir."

                                                                                                                (EFLATUN)

         Rabbimin adıyla başlarım...

         Geçen kıştan beri taslakta bekleyen bu keki de paylaşmak istedim,neredeyse evde kalan bütün malzemeyi bu kekte kullanmıştım,yumuşacık bir kek olmuştu.Ayrıca bu kek elektriklerin azizliğine! uğramıştı.Keki fırına koyduktan 5-10 dak.sonra elektrikler kesilmiş ve kekim bir saat fırında elektriklerin gelmesini beklemiş sonra pişmişti :) eyvah kekim mahvoldu,bütün emeğim boşa gitti diye düşünmüş,ama düşündüğüm gibi olmamıştı elhamdulillah,(hayatta her problemimiz böyle olsaydı ,hayat çok kolay olurdu ama biliyoruz ki dünya imtihan yeri cennet değil)kekim yine de güzel kabarmış ve beğenerek yemiştik.

     MALZEMELER:

3 yumurta,

1,5 su bardağı şeker,

1/2 çay bardağı zeytinyağı,

1,5 su bardağı süt,

2,5 su bardağı un,

3 yemek kaşığı portakal suyu,

2 yemek kaşığı limon suyu,

1 limon kabuğu rendesi,

7-8 adet iri çekilmiş ceviz içi,

10-15 adet antep fıstığı içi,

1 yemek kaşığı kakao,

1 paket kabartma tozu,

YAPILIŞI:

yumurta ve şeker çırpılır,kakao ve portakal ve limon suyu  hariç,diğer malzemelerde ilave edilir,iyice karıştırılır,portakal ve limon suyu da ilave edilir,

yağlı kağıt serilmiş tepsiye boşaltılır,bir su bardağı kadarı ayrılır kakao ilave edilir,tepsideki kek hamurunun üzerine şekilli olarak dökülür,kaşıkla bir iki karıştırılır,200 derece fırında pişirilir.

KUR'AN IŞIĞINDA ÖLÜM, KIYAMET, AHİRET.....Mutlaka dinleyin...

BU SİTEDE YER ALAN KONULAR

Translate

Blog Archive

yasal uyarı

Protected by Copyscape DMCA Takedown Notice Search Tool HAYATCEMRESİ Adlı sitede yayınlanan tüm içerik hayatcemresi2.blogspot.com'a aittir.Hiçbir şekilde izinsiz kullanılamaz.
 
Copyright © HAYATCEMRESİ - Blogger Theme by BloggerThemes & freecsstemplates - Sponsored by Internet Entrepreneur