بسم الله الرحمن الرحيم

بسم الله الرحمن الرحيم
(İnsanları) Allah'a çağıran,iyi ve faydalı iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
Fussilet suresi 33.ayet

Kutlu Doğum Programları ile Yerleştirilmeye Çalışılan Soft Peygamber Algısına Reddiye

Henüz 29 Yaşında Hakka Yürüyen bir Şehid'in Dilinden Muhteşem Bir Sohbet

29 Haziran 2013 Cumartesi

DEMOKRASİ ÇOK İLAHLI İLKEL BİR DİNDİR

Demokrasilerde ise Allah’tan başka herkes kanun koyma yetkisine sahiptir. 
Yüce Allah’ın ne dediğinin hiçbir önemi yoktur, insanların çoğunluğunun doğru kabul ettiği şey doğrudur. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem, -hâşâ- bir mahalle muhtarı kadar yetkisi yoktur. Bu ve benzeri rejimler hâkimiyeti Allah’tan alır, bugün söylediğini yarın reddeden aciz insanlara verir. Hem de buna bir kayıt ve şart kabul etmeden… Yüce Rabbimizin dediği gibi:
خَلَقَ الإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ
“O, insanı bir damla sudan yarattı. Bir de bakarsın ki, Rabbi’ne apaçık bir düşman kesilivermiş.”
(en-Nahl, 16/4.)

DEMOKRASİ
Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.Efendimiz, peygamberimiz Muhammed’e,ailesine ve ashabına salât ve selâm olsun ve ba‘d…
Çalışmamızın başında belirtmek isteriz ki,okuyacağınız bu yazıda başka kaynaklardan alıntılar
olduğu için ifadelerden bir kısmı İslam’a uygun olmayabilir. İslam’a zıt manalar içeren iktibaslar
yalnızca meseleye farklı açıdan bakanların görüşlerini aktarmak niyetini taşımaktadır, îtikad
beyanı değildir.İman ile küfür ve şirk, tabiatları gereği sürekli
bir çatışma halinde olagelmiştir ve bu hal üzere devam etmektedir. Sünnetullah gereği bazen
asr-ı saadette olduğu gibi iman; bazen de Ashâb-ı Uhdûd zamanındaki gibi küfür ve şirk üstün gelmiştir.Küfrün ve şirkin galip geldiği son dönem,
cumhuriyet dönemidir ve bu galibiyetleri halen de devam etmektedir. İman,şirkin, putperestliğin tahakkümü altındadır.

Merhum Seyyid KUTUB’un da ifade ettiği gibi, Avrupa kiliseden kurtulmak için Allah’tan
kaçtı. Bu amaçla yapılan Fransız İhtilâli, beraberinde dünyanın pek de alışık olmadığı bazı sonuçları
doğurdu. Bunlardan en önemlileri şunlardır:
- Ulus-devlet modeli,
- Demokrasi…
Ulus-devlet modeli imparatorlukları, demokrasi ise imanları yıktı. Hiçbir aklî temele dayandırılamayacak ulus-devlet modelini geliştiren Avrupa,
başkası için istediği hayrı kendisi için istemiyor misali ABD gibi bir ülke ve Amerikan diye
bir ulus türetti. Perhiz-lahana turşusu ilişkisi…

Demokrasinin Tarihi:
Bu bölüm Toktamış ATEŞ’in, Demokrasi isimli kitabından iktibastır.
Demokraside en önemli unsur insan olduğu için demokrasinin söz konusu olabileceği ve temel
ilkelerinin ortaya atıldığı ilk dönem Eski Yunan’dır.İnsanı düşünen bir varlık olarak ele
alan ilk düşünce akımı Yunan’da ortaya çıkmıştır.
Yunan’da kişi, herhangi bir tanrısal ilişkinin dışında,bağımsız ve aklı olan bir birey olarak ele
alınmıştır. Kurulan veya kurulması öngörülen siyasal ve sosyal düzenler, tanrısal değildir. İşte
Yunan düşüncesi bu bakımdan önemlidir. Aslında Yunan siyasi düşüncesine demokratik niteliğini
veren husus, Atina Demokrasisinin uygulanması olmuştur. Yirmi yaşını bitiren her erkek Atina vatandaşı“Eklesra” adı verilen şehir meclisinin kendiliğinden üyesi oluyordu. 
Atina vatandaşları siyasalpartiler şeklinde örgütlenmemişlerdi. Bunun
yerine “ oligarklar” ve “ demokratlar” olarak iki gruba ayrılmışlardı. Ayrıca her iki grup içinde
“hetoireiai” adı verilen birlikler vardı. Bunlar; tiyatrocular,askerler, din grupları, işçiler ve bunlara
benzer diğer toplulukların ayrı ayrı gruplaşmalarını sağlıyordu. 
Bu tarihlerde demokrasiyeyatkın ilk düşünce İÖ 700’lerde Hesiodos’la görülmekte,
sonra sırasıyla Solon, Perikles, Sokrates,Platon, Aristo, Polybios, Kıbrıslı Zenon, Panaitios,
Seneca, Epiktetos, Marcus Aurelius tarafından biçimlendirilmektedir.
Daha sonraları, Hıristiyanlığın doğması ve gelişmesi ile siyasal düşünceye devrimci bir hava
girdi. 
Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu’nda köle ve yoksullar arasında süratle yayılıyor,
dünya üzerinde sağlanmamış olan eşitlik Tanrı
katında sağlanmış oluyordu. Bu dönemlerden hemen sonra 14. yüzyıla kadar Batı, yıllar süren
bir karanlığa girdi. Zira bu yüzyıla kadar Batı’da hiç bir şey yazılmadı ve ileriye doğru hiçbir adım
atılmadı, denilebilir. Yaygın bir şekilde özgürlüklerin ilk belgesi olarak adlandırılan Magna Carta,
aslında feodal hakların güvenceye alınmasından başka bir şey değildir.
Toktamış ATEŞ’in kitabından yaptığımız alıntının
ardından, şimdi de demokrasinin tanımından söz edelim. Demokrasinin tanımı ne kadar ihtilaflı
olursa olsun, bütün tanımların birleştiği nokta beşer iradesidir. Bütün tanımlar bu konuda müttefiktir.
Bu hususta Müslüman âlimlerin değil de demokrasiyi savunanların görüşlerine yer vereceğiz
inşâallah.

Demokrasi Hakkında Söylenenler:
Winston Churchill: Demokrasi berbat bir rejimdir.
Ama rejimlerin en az berbat olanıdır.

Voltaire: Katıksız demokrasi ayak takımının
despotizmidir.

Montesquieu: Demokrasinin tanımı fazilettir.
Lincoln: Demokrasi halkın halk için yönetilmesidir.
Jean Jack Rousseau: Demokrasi gerçek şekliyle
hiçbir zaman var olmamıştır ve olmayacaktır.

Machperson: Son yüzyıla kadar demokrasi
iyi bir idare olarak görülmezdi.

Büyük Laorusse: Egemenliğin halktan kaynaklandığı
yönetim biçimi.

Mustafa Kemal ise, bir konuşmasında tarihtegörülen başlıca devlet şekillerinden monarşi ve
oligarşiyi açıkladıktan sonra demokrasiyi şöyle tanımlar: 
Demokrasi (halkçılık) esasına dayalı hükümetlerde egemenlik halka, halkın çoğunluğuna
aittir. Demokrasi prensibi, egemenliğin millette olduğunu, başka yerde olamayacağını gerektirir. Bu
şekilde demokrasi prensibi siyasi kuvvetin, egemenlik kaynağına ve yasallığına temas etmektedir.
Mustafa Kemal başlangıçta “demokrasi” sözcüğü yerine “halkçılık” sözcüğünü kullanmıştır.
O, Kurtuluş Savaşı sırasında olduğu gibi, mücadele halinde bulunduğu işgalci büyük devletlerin
adı olarak, Yunanca olan bu sözcüğü pek kullanmak istemiyordu. 
Böylece İstanbul Hükümeti ile araya polemik yapacak bir malzeme vermek
istememişti. Nitekim şöyle der: “İç siyasetimizde dayanağımız olan halkçılık, yani milleti bizzat
kendi geleceğine egemen kılmak esası, teşkilat-ı esasiye kanunumuzla tespit edilmiştir.”
Mustafa
Kemal bir başka söylevinde de “halkçılık” sözcüğünü kullanarak demokrasiye çok özlü bir tanım
getirir: “Bizim görüşümüz ki halkçılıktır; kuvvetin,
gücün, egemenliğin, yönetimin doğrudan
doğruya halka verilmesidir. Halkın elinde bulundurulmasıdır.”
…(1)

Demokrasi -malûm olduğu üzere- “demos=halk”
ve “kratos=otorite” kelimelerinin birleşimiyle “halkın
otoritesi” manasına gelen Yunanca bir terimdir.

Bayrak Dergisi’nde çeşitleri şöyle belirtilmiştir:
1- Siyasi kararların, çoğunluk esasına göre doğrudan doğruya şehir halkı tarafından alındığı yönetim
şekline doğrudan doğruya demokrasi denir.
2- Yurttaşların siyasi haklarını doğrudan doğruya değil de kendi seçtikleri ve kendilerine karşı
sorumlu bulunan temsilciler aracılığı ile kullandıkları yönetim şekline temsilî demokrasi adı verilir.
3- Azınlıkta kalanların kişisel ve kamu haklarını güvenlik altına alabilmek için çoğunluk iktidarının
anayasa ile kısıtlanarak uygulandığı yönetim şekli liberal demokrasi adını almıştır. Buna
anayasal demokrasi de denir.

4- Siyasi anlamda demokrasinin öngördüğü ilkeler dikkate alınmaksızın, sosyal ve ekonomik
farkları en aza indirmek amacını güden sisteme sosyal demokrasi denir.
5- Hıristiyan din buyrukları ile demokratik ilkeleri bağdaştırmayı amaçlayan akıma hıristiyanî
demokrasi denmiştir.
6- İkinci dünya savaşı ertesinde çeşitli ülkelerde SSCB örnek alınarak kurulan demokratik
cumhuriyetlere halk demokrasileri veya totaliter demokrasi adı verilmiştir. Bu tür demokrasi Rusya’nın peykleri durumundaki Arnavutluk, Macaristan,Polonya, Romanya, Çekoslovakya, Yugoslavya,Çin, Kuzey Kore ve Vietnam gibi devletlerde uygulanmıştır.
Günümüzde yaygın olarak paylaşılan görüşe göre çağdaş demokrasilerin nitelikleri şunlardır:
Anayasa,
Meclis,
Âdil bir seçim düzeni ve dürüstçe yapılan seçimler,
Siyasi partiler ve kısıtlanmayan bir muhalefet,
Hakkın kuvvete üstünlüğü, yani “ hukuk
devleti” oluşu,
Sınıfsız toplum,
Sivil toplum örgütlerinin oluşumuna olanak
sağlanması,
Sendika, dernek ve basın gibi demokratik kuruluşların
etkinliklerinin kısıtlanmaması,
Özgürlük ve siyasal eşitlik,
Bireysel çıkarların toplumsal çıkar sınıfları
içinde kalması.

Şimdi bu özellikleri tek tek inceleyip, İslam’ın
bakış açısını belirtmeye çalışalım:

Anayasa: Anayasa, devletlerin olmazsa olmaz kanunnameleridir. Her ülke, adına ne derse
desin bir anayasa belirlemelidir. Sistemin temel prensipleridir ve kanunlar ona muhalif olamaz.
Uygulamaları ise yer yer değişir. Demokrasi beşer ürünü olduğu için, beşerin acziyetini yansıtır.
Tüm zamanları kapsayacak bir anayasa hazırlanamayacağı için, dönem dönem değiştirilme ihtiyacı
hissedilir. Yöntemi ise toplumuna göre değişir.Parlamento eliyle veya orduyla…
İslâm, anayasa olarak Kur’ân ve sahîh hadisleri kabul eder. Bu iki kaynağa aykırı kanun,nizamname, tüzük, yönetmelik vs. çıkarılamaz.
Allah ve Rasûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem müdahale etmediği meselelerde kullar, akıllarının kabul ettiği doğruları, maslahata uygun olmak kaydıyla uygulayabilir.
Fakat İslam’a zıt kanun koyabilme imkânı dahi, o yönetimi gayri meşru kılar. Hakkında nass
olan hususlardaki aksi bir irade beyanı haramdır.
Allah kendisinden başka kanun koyucuları, kendine koşulmuş ortaklar olarak nitelemektedir:
أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللهُ
وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لهَُمْ
عَذَابٌ أَلِيمٌ
“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyleri kendilerine dinden kanun yapan ortakları
mı var! Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hüküm olmasaydı, derhal aralarında hüküm
verilirdi. Şüphesiz, zalimler için elem dolu bir azap vardır.” (eş-Şûrâ, 42/21.) 
Allah’tan başka kanun koyucu olmadığını kabul etmek, İslam’ın temel prensiplerindendir. Allah’tan başka mutlak kanun koyucu kabul etmek, ona ortak koşmaktır; şahadeti bozar. Eğer Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kanun koyma yetkisine sahipse -ki öyledir-,
bu da Rabbimiz’in şu izniyledir:
“…ve onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri de haram kılar…” (el-A‘râf, 7/157.)
 Bu ayette helal ve haram kılma fiillerinin fâili yani öznesi Hz. Peygamber’dir sallallahu aleyhi ve sellem, haram ve helal kılan odur. Dolayısıyla İslam’da mutlak kanun koyucu Allah’tır, Onun izniyle Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de kanun koyar. Bunun dışındaki meseleler, Müslüman yöneticilere aittir.
Meclis: Demokratik ülkelerin diğer bir niteliği
de birer meclislerinin olmasıdır.
 
Bu meclisler,toplumun seçtiği bireylerden oluşur ve kendilerini seçenlerin yetkisini (!) kullanarak, onlar adına kanunlar koyarlar, onlara vekâlet ederler. Bu yüzden Türkiye’de bu işi yapanlara “milletvekîli”denir. Çünkü milletin kanun koyma yetkisini (!) mecliste, kendilerini seçen halkın vekâletiyle kullanırlar.
Meclislere “çağdaş Dâru’n-Nedveler” diyebiliriz.Allah’ın kanunlarına muhalif kanun çıkaranlar kendilerinde, Allah’tan başka birilerinde veya bir şeylerde böyle bir yetki görenler, Allah’a kafa tutmuşlardır, “Sen gökleri idare et. Yeryüzünü biz idare ederiz.” demişlerdir. Onlara göre kendileri Allah’a koşulmuş ortaklar değildir,Allah kendilerine koşulmuş bir ortaktır ve buna asla tahammül edemezler. 

Bu yüzden birileri “Yirmi milyon insanı gözden çıkardık.” veya “Bin
yıl da sürecek olsa irticaya karşı mücadelemiz devam edecektir.”
gibi sözler sarf ederler. Birilerinin
onlara bu mücadelenin bin dört yüz sene önce başladığını ve yirmi milyon değil, bütün insanlığı
da gözden çıkarsalar, bu davanın kıyamete kadar devam edeceğini anlatması gerekir.
Adil bir seçim düzeni ve dürüstçe yapılan seçimler: 

Seçimler demokrasinin, doğrudan uygulanamamasının yamasıdır. Aslında demokraside halk kendi kanun koyma yetkisini (!) kendi kullanır, başkasını devreye sokmaz. Bunun imkânsızlığı,temsilî demokrasiyi doğurmuştur. Dolayısıyla seçimler demokrasinin aslında yoktur,sonradan demokrasiye yamanmıştır.
 İslam’daki istişareyle demokrasilerdeki seçimleri birbirinden ayırt edemeyen entellektüel (!) aydın (!) Müslümanlar bunu iyi anlamalıdır.  
Bazıları “ İslam’da demokrasi vardır ama İslam demokrasiyi kapsar,demokrasi İslam’ı kapsayamaz.” gibi ifadelerle İslam’ı överek demokrasiye de prim vermeye; sonra da bu sözlerine bazı ayet ve hadisleri delil getirmeye çalışıyorlar. Hâlbuki demokrasi İslâm’dan ayrı bir dindir, oy vermek ise Allah’a ait olan bir hakkı kendisinden gasp edip vekâleten bir başkasına devretmektir. Güçlünün yanındaki ezilmişliğin vermiş olduğu kompleksle demokratik ülkelerde demokrasi, sosyalist ülkelerde ise sosyalizm İslâm’a uygun gösterilmeye çalışılmaktadır.
Allah’ın ancak kendisine ortak koşulması halinde razı olacağını iddia edip bunu mutedil Müslümanlığa bağlamak itikadî bir hezimettir.Hâlbuki demokrasiyle sosyalizmin zıt sistemler olduğu malumdur, ikisi beraber bulunamaz. Nasıl olur da bir kavram aynı anda iki zıt şeyle aynı olabilir! Tabii ki İslam’da seçim vardır. Ama bu seçim demokrasilerde
olduğu gibi ilahlık devri değil, Allah’ın dinini yeryüzünde tatbik edecek bir halifenin, Hz.
Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem koltuğuna oturacak Müslümanın seçilmesidir.
Bunu ise demokrasilerdeki gibi değil, kendine özgü bir yöntemle yapar. İslam bir profesör ile okuma yazma bilmeyen birini eşit tutmaz ve ikisinin tercihini aynı ciddiyetle ele almaz. Halifeyi ancak bir âlimler
grubu seçebilir.
Cahil insanlara seçme yetkisi vermek, bugünkünden farklı bir sonuç doğuracak da değildir.
Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
…وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يُؤْمِنُونَ
Fakat insanların çoğu iman etmez.” (Hûd,11/17.)
Bu da gösteriyor ki, her zaman insanların
çoğunluğunun kabullenmesi doğru değildir.
Dünyadaki insanların çoğunluğu İslâm’ın hak din olduğunu reddediyor. Eğer çoğunluğun dediği doğru olsaydı, İslâm’ın bâtıl olduğunu kabul etmemiz gerekirdi.
Siyasi partiler ve kısıtlanmayan bir muhalefet:
Açıkçası curcuna… İslam muhalefeti değil ittifakı över. İttifak için gerekirse kan akıtılır.
Yeter ki Ümmet ittifak etsin. Zaten İslam’da, anlaşılan manada seçim olmadığı için, ne bir siyasi
parti vardır ne de muhalefet. Ülke yönetiminde söz sahibi olan Müslümanlar İslam’la hükmeder.
İslam’la hükmetmezse görevinden alınır. Bu kadar basit… Halife İslam’a muhalefet ederse,
hakka tabi oluncaya kadar kendisiyle mücahede edilir. Zaten ikinci halife öldürüleceği için aynı
anda iki halife de olamaz. Muhalefet insanları deşarj eder ve kendilerini özgür hissettirir. Cemaat
ne derse desin imam bildiğini okur misali, istediği kadar muhalefet etsin, ölçüleri belli. Muhalefet kısıtlansa ne olur kısıtlanmasa ne olur.  
Muhalefetin
kısıtlanmaması ve hatta teşvik edilmesi demokrasinin insanı rahatlatması ve böylece topluma
kök salmasıdır. 

Bu durumda fertler, seçtikleri temsilcilerin hata yaptığını gördüğünde “Elim kırılsaydı da şu partiye oy vermeseydim” ifadesini kullanacak, olumsuzluklardan kendini sorumlu
tutacaktır. Bir sonraki seçimde diğer partiye oy verecek ve denemeler devam ederken doğruyu
bulamadan ömür tükenecektir.

Hakkın kuvvete üstünlüğü, yani “hukuk devleti” oluş: Hakkın belirlenmesindeki ölçü
yanlış olunca, iddialarının tersine kuvvet hakka üstün geliyor. İslam hakkın ta kendisidir, Yüce
Allah’tan gelmiş olması, adaletin ta kendisi olduğunun apaçık delilidir. İslam’a muhalif bir hak,
hak mıdır? Dün vatan haini ilan edip darağacında sallandırdıkları zevata bugün iade-i itibar yaparak
“pardon” diyen bir sistemde hakkın ne olduğuna kim karar verecek? Bugün hak olan, yarın batıla
mı dönüşecek? Ormandan tek fark, prensiplerin yazılı olmasıdır.
Mekkelilerin helvadan bir puta
tapmaları, acıkınca da onu yemeleri gibi…
Sınıfsız toplum: Bu sadece onların idealleridir.Dünyanın hiçbir yerinde sınıf farkını halledebilmiş
bir toplum yoktur. İslam köleliği desteklememekle beraber kabullenmiştir. Hatta bazı suçların
cezası köle azat etmektir. İslam köleliği benimser ama bir hürü köleleştirenlere de lanet eder.
Şu an İslam’ın kölelik sistemi geçerli olsa, düşük maaşlarından dolayı ay sonunu getiremeyen
birçok kişi, köle olabilmek için kuyruğa girer…
Sivil toplum örgütlerinin oluşumuna olanak sağlanması: Olanak sağlar çünkü insanlar
sivil toplum örgütüne ihtiyaç duyar. Dikkat edilecek olursa görülür ki, demokrasiler topluma konuşma hakkı verir. İcraata gelince, her sistem gibi kendisini korumaya geçer. Sivil toplum örgütlerine müsaade eder ama kendi kurallarına göre oynamaları kaydıyla. Değilse kendisi için tehlikeli görür ve en acımasız tedbirleri almaktan geri durmaz. Hem de ıslah adına…
Sendika, dernek ve basın gibi demokratik kuruluşların etkinliklerinin kısıtlanmaması:
Bunun üzerinde durmanın çok da manası olduğunu düşünmüyoruz. RTÜK gibi kurumların işleyiş
şekillerini, ekranlardaki “ Falanca maddeye muhalefetten dolayı şu kadar gün kapatılmıştır.”
ifadeleri göstermektedir.
Özgürlük ve siyasal eşitlik: Hayvansal bir özgürlük ve adaletsiz bir eşitlik… Birinin özgürlüğünün
başladığı yerde diğerininki sona erer.
Her şeyin bir sınırı vardır. Özgürlük Allah ve Rasûlü’nün belirlemiş olduğu sınırlar içerisindedir.Bunun dışına çıkan özgürlük anarşidir,hayâsızlıktır Siyasal eşitlik teraneleri tamamen yalandır. İnsanlar yönetici olabilmek için ya nüfuza sahip olmalıdır ya da çok zengin olmalıdır.
Değilse asla yönetici olamaz. Bu onların iddialarının reddidir. Yoksa İslam eşitliği değil adaleti
vadeder.
İslam’a göre hür erkek hür kadından,hür kadın, köle ve cariyeden üstündür. 
Yöneticileri kadın olan toplumlar için toprağın altını toprağın üstünden hayırlı görür. Kadın-erkek eşitliği getiren bir kanun çıkaranlar kâfir olur. Eşitlik ile adalet, eşanlamlı kelimeler değildir. Bazen
eşitlik zulüm olur. Mirasta kadınla erkeğe eşit pay vermek gibi…
Zaten demokratların adaletten anladıkları, zulmün eşit uygulanmasıdır.
Bireysel çıkarların toplumsal çıkar sınıfları içinde kalması: Bu sadece teoride böyledir. Asla
uygulamaya geçememiştir, geçemeyecektir de…
Sosyal ve ekonomik adaletsizliğin bulunduğu bir toplumda, kişilerin şahsî çıkarlarının ikinci
planda tutulması düşünülemez.
Demokrasinin Vartaları:
1. Kamu iktidarı asla gerçekleşmemiştir.Halklar kendilerini yönetemeyecek kadar eğitimsiz
ve kalabalıktırlar.
2. “Kamu iradesi” ve “kamu iyiliği” kavramları havada kalmakta ve gerçek hayatta herhangi
bir karşılıkları bulunmamaktadır.
3. Toplumun her üyesine aynı oranda faydalı olabilecek bir doğrudan veya politikadan söz edilemez.
4. “Doğa’nın yasası” ve “doğal haklar” diye bir şey yoktur. Her insan eşit doğmaz. İnsanları
yöneten kalıplaşmış bir doğa yasası değil, sürekli değişen ve insanların yaptığı yasalardır.
5. Özgürlük ve eşitlik aynı toplumda aynı anda ve aynı oranda sağlanamaz.
6. Her insan, her an akılcı davranmaz. Hatta hayatında bir kerecik bile akılcı davranmamış insanların
sayısı, tüm toplumlarda sanılandan fazladır.
7. Darbelere ihtiyaç duyulmuştur.
Bu açıklamalardan sonra artık anlaşılması gereklidir ki, İslam demokrasi ve dışındaki bütün
sistemlere eşit uzaklıktadır. Hiçbirine diğerinden daha yakın veya daha uzak değildir. 

Bunun sebebi de kaynaklarının ilahi olmamasıdır. İslâm, hayatı tamamıyla kuşatan, Allah-kul ilişkisini düzenlediği gibi fertler arası ve toplumlar arası düzeni de sağlayan, dolayısıyla vicdanlara indirgenmekten çok uzak bir sistemdir, bir devlet yönetim biçimidir. Allah’tan başka hiç kimse
kanun koyma yetki ve yeterliliğine sahip değildir.
Kur’an-ı Kerîm’de devlet yönetimiyle ilgili birçok ayet mevcuttur ve şu anda uygulanması gerekmektedir.
Demokrasilerde ise Allah’tan başka herkes kanun koyma yetkisine sahiptir. Yüce Allah’ın ne
dediğinin hiçbir önemi yoktur, insanların çoğunluğunun doğru kabul ettiği şey doğrudur. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem, -hâşâ- bir mahalle muhtarı kadar yetkisi yoktur.
Bu ve benzeri rejimler hâkimiyeti Allah’tan alır, bugün söylediğini yarın reddeden aciz insanlara verir. Hem de buna bir kayıt ve şart kabul etmeden… Yüce Rabbimizin dediği gibi:
خَلَقَ الإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ
“O, insanı bir damla sudan yarattı. Bir de bakarsın ki, Rabbi’ne apaçık bir düşman kesilivermiş.”
(en-Nahl, 16/4.)

Allah’ın kanunlarını devre dışı bırakıp yerine başka yasalar koymak, onun hükmüne razı olmamaktır,
açık bir ilahlık iddiasıdır. Adâlet İslam’dır. İslam’a uymayan her şey zulümdür. İslam dışında
adâlet aramak İslam’ın zulüm, onu gönderen Allah’ın da -hâşâ- zâlim olduğu iddiasıdır.

Seçim, günümüz demokrasilerinin vazgeçilemez bir unsurudur. Oy kullanma oranının %90
küsürlerde olduğu geçmiş dönemlerde söylenen “İşte bu demokrasinin zaferidir.” 

sözlerine hiç de yabancı değiliz. Halbu ki, Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Kıyamete kadar da olmayacaktır.
Demokrasi ve benzeri yönetim şekilleri, çok ilahlı ilkel dinlerdir.
…Ve âhiru da‘vânâ eni’l-hamdu lillâhi Rabbi’l-‘
âlemîn, ve’s-salâtu ve’s-selâmu ‘ alâ Rasûlinâ’l-
Kerîm…
YASİN KARATAŞ
NEBEVİ HAYAT DERGİSİ-Sayı 6-Mayıs 2013

7 yorum:

  1. inmemistir Kur'an bunu hakkiyla bilin
    ne mezarlikta okumak ne de fal bakmak icin

    selamun aleykum Allah razi olsun kardesim bilgilendirici bir yazi ...Kur'ani kendimize gore sekillendirmeden hak olan seyleri oldugu gibi kabul edilip yasanmasi gerektiginip Rabbim goremeyenlere gormeyi nasip etsin , hidayete erdirsin..amin

    YanıtlaSil
  2. Ya demokrat olacaksınız yada müslüman...
    İkisi birlikde olmaz....
    Çünkü ikiside bir dindir.
    islam Allah'ın insanlık için seştiği bir dindir.
    Demokrasi ise kulun kul için seçtiği bir dindir.
    Allah razı olsun Hatice ablacığım çok güzel bir derginin çok güzel bir konusu maşaAllah...

    YanıtlaSil
  3. Selamunaleyküm ve rahmetullah ve beraketüh,gönlüme düştün bakayım istedim sana yine çok istifade ettim,Allah razı olsun.Hayatta referansımızı doğru belirlemek,doğru anlamak,doğru yaşamak lazım. Allah müminlerin yardımcısı olsun,Allaha emanet ol,sevgilerimle Hatice.

    YanıtlaSil
  4. Es-Selamu Aleykum Ablacım... çok önemli bir konuyu paylşmışsın Allah razı olsun.(Âmin)

    “Biz vaktiyle zelil bir kavimdik Allah bizi İslam ile şereflendirdi izzet bulduk. Başka izzet ararsak Allah bizi tekrar zillete düşürür.” (Ömer b. Hattab r.a)
    Yani Allah’ın ahkâmından yüz çevirmenin cezası; kölelik, kafire hizmetçilik, esaret, zulüm ve zillettir...
    Ya Hakk'a kulluk,
    Ya da kula kulluk...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. We aleykumselam we rahmetullahi we berakatuh,canım kardeşlerim ve şengül ablacığım,değerli fikirlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum,

      Nebevi Hayat dergisinde yazıyı okuduğum zaman çok etkilendim,hepsi çok doğru tesbitlerdi,bizi yaratan Rabbimiz bizi bizden daha iyi biliyorken,hem ona teslim olma,müslümanlık iddasında bulunup hem de O'nun(c.c)hükümlerini bir kenara atmak,işimize geleni alıp,işimize gelmeyen özellikle de ahkam ayetlerini yok saymak ne büyük gaflettir,şirktir,Rabbim muhafaza buyursun,encamımızı hayreylesin,gaflet uykusundan uyandırsın,bizleri bu zilletten kurtarıp izzet nasip eylesin(amin).

      Sil
  5. selamun aleykum Allah senden razı olsun hatice abla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. We aleykumselam canım benim,
      bil mukabele,cümlemizden de...

      Sil

HERKES YORUM YAPABİLİR,
siteniz veya bloğunuz yoksa ,profil seçin bölümünden Adı/URL yazan kısma tıklayın ,Ad yazan kısma adınızı ve soyadınızı yazın,
(yorumlarınızda iki isim kullanmanız,aynı isimle yazan diğer kardeşlerimizle karıştırılmamanız için önemli)
URL kısmını doldurmasanız da olur,yorumunuzu yazıp,

" YAYINLA "

yazısına tıkladığınızda yorumunuz gelir,ilginize çok teşekkür ederim.

KUR'AN IŞIĞINDA ÖLÜM, KIYAMET, AHİRET.....Mutlaka dinleyin...

BU SİTEDE YER ALAN KONULAR

Translate

Blog Archive

Bu gadget'ta bir hata oluştu

yasal uyarı

Protected by Copyscape DMCA Takedown Notice Search Tool HAYATCEMRESİ Adlı sitede yayınlanan tüm içerik hayatcemresi2.blogspot.com'a aittir.Hiçbir şekilde izinsiz kullanılamaz.
 
Copyright © HAYATCEMRESİ - Blogger Theme by BloggerThemes & freecsstemplates - Sponsored by Internet Entrepreneur