بسم الله الرحمن الرحيم

بسم الله الرحمن الرحيم
(İnsanları) Allah'a çağıran,iyi ve faydalı iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
Fussilet suresi 33.ayet

Kutlu Doğum Programları ile Yerleştirilmeye Çalışılan Soft Peygamber Algısına Reddiye

Henüz 29 Yaşında Hakka Yürüyen bir Şehid'in Dilinden Muhteşem Bir Sohbet

12 Mayıs 2013 Pazar

TEBUK SEFERİ

Hz. Peygamber'in Hicretin dokuzuncu yılında, Şam'da toplanan kırkbin kişilik Bizans ordusuna karşı çarpışmak üzere Medine'den Tebuk'e kadar sevkettiği en son ve en güçlü askerî hareket.
Tebuk arap yarımadasının kuzeyinde Medine ile Şam'ın ortasinda bir yerin adıdır. Suyu ve hurmalığı olan bir yerdir. Bu savaş yolculuğunun son ucu burası oldugu için "Tebuk Gazası" adı ile anılmıştır.
Bu seferde savaş olmamış fakat en güçlü bir İslâm ordusu teçhiz edilmiş, böylece askerî ve siyasî açidan önemli bir zafer kazanılmıştır. 
Seferin nedeni: Bizans İmparatoru Heraklius'a bir mektup yazan Suriye'li hristiyanlar, Muhammed'in öldüğünü, müslümanların da kıtlık ve yokluk içinde perişan olduklarını, üzerlerine asker gönderilirse, onları kendi dinine katmanın tam zamanı bulunduğunu bildirdiler (Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, VI, 191). Bunun üzerine Heraklius silahlandırdığı kirk bin kişilik askeri bir gücü Kubad'ın komutası altinda yola çıkardı.
Cüzam, Lahm, Gassân ve Âmile adını taşıyan arap kabilelerinin de Rumlarla birlikte hareket edecekleri haberi Medine'ye ulaştı. Zaten Allah'ın elçisi kuzey sınırından güvende değildi. Böyle bir askerî harekât hazırlığını öğrenince genel seferberlik ilân etti. 
Allah'ın Rasulu diğer gazvelerde genellikle seferin nereye olacagını gizli tutarken bu defa Bizans ordusuna karşı bir sefer düzenleneceğini açıklamıştı. Çünkü gidilecek yer uzak, havalar sıcak ve kurak, düşman güçlü idi. Ordunun buna göre hazırlık yapması gerekiyordu. Mekke'den ve diger arap kabilelerinden asker toplamak için de görevliler çıkarılmıştı.

Sıcak, kuraklık, kıtlık, uzaklık ve güçlü düşman unsurları bu seferi "güç ve zor bir sefer" haline getirmişti. Bu yüzden seferin rastladığı zamana Kur'an-ı Kerim'de "Sâatü'l-usre" (güçlük zamanı) denilmis, bu sefere de Kur'an dilinden alınarak "Gazvetü'l usre (zorluk gazâsı)" adı verilmiştir. Bu sefere katilan orduya da "Ceysü'l-usre (Güçlük ordusu)" denilmiştir (bk. et-Tevbe, 9/117; ez-Zebîdî, Tecrîd-i Sarih, Terc ve Serh, Kamil Miras, 6. Baski, Ankara 1983, X, 4I8, 4I9; Ibn Ishak, Ibn Hisam, es-Sîre, IV, 161; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 75; Vâkidî, Megâzî, III, 991).

Hz. Peygamber savaş için hazirlik yapılmasını emrettiği zaman mevsimin olumsuzlukları, ürünün hasat zamanı oluşu ve insanların yazın sıcağında ağaç gölgesinde oturmayı sevmesi yüzünden, böyle sıkıntılı bir yolculuğa isteksizlik vardı. Ashab-ı kiramın ağır davranması dikkati çekmişti. Bu yüzden Allah'u Teâlâ müminleri şöyle uyardi:

"Ey iman edenler! Size ne oluyor da: Allah yolunda cihada çıkın, denildiğinde, bazılarınız ağırdan alarak, bulunduğunuz yerden kımıldamak istemiyorsunuz? Yoksa siz ahireti bırakıp, sadece dünya hayatına mı razı oldunuz? Halbuki dünya hayatının geçici zevki ahiret saadeti yaninda pek az ve değersizdir" (et-Tevbe, 9/38). Devamı ayetlerde, eğer bu cihada çikmazlarsa can yakici bir azapla karşılaşacakları, bunun zararinin Allah'a degil kendilerine olacagi, Allah'ın Rasulune yardım etmeseler bile, Allah'ın O'na yardim edeceğini, nitekim Mekke'den hicret ederken de Rasulullah'a yardim edildigi, magarada da o, arkadasina; "üzülme, Allah bizimle beraberdir" diyordu, böylece Allah'in Rasulune emniyet ve güven verdiği, şimdi de aynı yardımı yapabileceğini bildirdi.(et-Tevbe, 9/39, 4I).

İslâm toplumu şu ayetle topluca cihada çağrıldı: "Ey müminler! Güçlünüz zayıfınız hep birlikte savaşa koşun. Allah yolunda mallarınızla canlarınızla cihad edin. Eger bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır" (et-Tevbe, 9/41). 
SAHABENİN ORDUYA YARDIMLARI:

Hz. Peygamber her gün minberine oturur ve "Allahim! Sen su bir avuç İslâm toplumunun yok olmasina firsat verirsen, artik yeryüzünde sana ibadet olunmaz" diyerek yalvarır ve müminleri mallariyla ve canlariyla cihada teşvik ederdi. Bunun üzerine servet sahibi müminler orduya yardim getirmeye başladılar.

Hz. Ömer bu sefere dörtbin dirhem gümüş para (beş dirhem yaklasik bir koyun bedeli) getirmiş ve Hz. Peygamber'in "Geride ne biraktın?" sorusuna "malımın yarısını" diye cevap vermiştir. (İbn Esîr, Üsdü'l-Gâbe, III, 326-327; M. Asim Köksal, Islâm Tarihi, 2. baski, Istanbul, t.y., IX, 156, 157). Hz. Ebû Bekir de dörtbin dirhem getirince, Allah elçisinin "Aile fertleri için ne bıraktın?" sorusuna; "Onlara Allah ve Resulunü biraktim" diye cevap verince, bunu isiten Hz. Ömer hayir yarışında Ebû Bekir'i geçemeyecegini belirterek ağlamıştır. (Vakidî, Megâzî, III, 991; Ibnü'l-Esîr a.g.e., III, 327).

Abdurrahman b. Avf da sekizbin dirhem sermayesinin yarısını getirince Allah elçisi; "Allah senin getirip verdiğini de, ev halkin için ayırdığını da bereketlendirsin" (Vâkîdî, Megâzî, III, 991; Taberî, Tefsir, X, 197) diye dua etmiştir.

Hz. Osman ise ordunun techizinde en büyük yardimi yapmıştı. O, üçyüz deve, yüz at bağışlamış, ayrica bin altın lirayı Rasulullah'in kucağina dökünce, Allah elçisi; "Ey Allah'im! Ben Osman'dan râzıyim, sen de razı ol" diye dua etmiş ve Osman'in bundan sonra olmuş olacak şeylerden bir sorumluluğunun bulunmayacağını bildirmiştir. (bk. Ahmed b. Hanbel, IV, 75; Vâkidî, a.g.e., III, 991; İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 161). Ayrica Hz. Osman'in birer altin sarfı ile onbin askeri teçhiz ettiği, su içtikleri kaplarin ağiz bağlarina ve askı iplerine kadar sağlanmadık ihtiyaçlarının bırakmadığı nakledilmiştir. (Vâkidî, Megâzî, III, 991; Belâzurî, Ensâbü'l-Esraf, 1, 368).

Malî durumu zayıf olanlar da ellerinden gelen yardımı yapiyorlardı. Hz. Peygamber; "Kim bugün bir sadaka verirse sadakası kıyamet günü Allah katında onun lehine şahitlikte bulunacaktır" buyurunca, bir adam basina sardigi sarığı vermiş, siyah, hor görünüşlü bir yoksul da çok güzel bir deveyi bağışlayıp gitmişti. 
Ebû Ukayl iki ölçek hurma karşılığında sabaha kadar su çekmiş, bir ölçeğini ev ihtiyaci için ayırmış, bir ölçeğini de orduya bağışlamıştı. Hz. Peygamber onun için de hayır ve bereketle dua etti (Taberî, Tefsir, X, 194, 195). Başka bir yoksul Ulbe b. Zeyd ise malı, mülkü, biniti olmadigi için cihada hiçbir katkisi olamayışından çok üzgündü. Gece namazindan sonra Allah'a niyazda bulundu, imkânlarinin olmayışından yakındı. Ertesi gün sıkılarak, alay edilmeyi göze alarak çok az bir meta'ı Hz. Peygamber'e getirdi. Bu da sadakalara karıştırıldı. Ertesi gün Hz. Peygamber az bir sadaka veren bu yoksulu davet etti ve şöyle buyurdu: "Muhammed'in varlığı, kudreti elinde bulunan Allah 'a yemin ederim ki, sen sadakası kabul olunanların Divan'ına yazıldın" (Ibn Kayyim, Zâdu'l-Meâd, Misir 139I/197I, III, 4; Vâkidî, a.g.e., III, 994; Ibn Hacer, el-Isâbe, II, 5II).

Kadınlar da ellerinden gelen yardimi yapmaktan geri durmuyorlardı. Ümmü Sinan el-Eslemiyye şöyle anlatir: "Hz. Âîşe'nin evinde Rasulullah (s.a.s)'in önüne serilmiş bir örtü gördüm ki üzerinde bilezikler, bazubentler, halhallar, yüzükler, küpeler, develerin ayaklarini bağlayacak bir takim kayislarla, kadinlar tarafindan gönderilen ve savaşta işe yarayabilecek bir takim şeyler bulunuyordu" (Vâkidî, Megâzî, III, 991, 992). 
Tebuk Seferi ve Münafiklar:

Münafıklar müminleri başarıya götürebilecek her önemli işte olduğu gibi gerek Tebuk gazvesi hazırlıkları ve gerekse yolculuk sırasında bozgunculuk yapmaktan geri durmadilar.

Münafiklarin başı Abdullah b. Ubey b. Selül; "Muhammed Roma devletini oyuncak mı sanıyor? Onun ashabıyla birlikte yakalanıp esir olacaklarını gözümle görmüş gibi biliyorum" diyerek halka korku ve ümitsizlik vermeye çalışıyordu (Ahmet Cevdet Pasa, Peygamberlerin Kıssaları ve Halifelerin Tarihleri, İstanbul 1977, I, 2I6).

Münafıklardan bir topluluk hiçbir özürleri olmadığı halde Tebuk seferine katılmamak için Hz. Peygamber'den izin istediler. Allah'in Rasulu seksenden fazla münafığa izin verdi. Kimi münafıklar da ganimet almak için Tebuk ordusuna katılmış ve gittikleri yerlerde bozgunculuk yapmaktan geri durmamışlardır.(Ibn Ishak, İbn Hişam, Sîre, 16I vd.; Taberî, Tarih, III, 142 vd.; Vâkidî, Megâzî, III, 995; et-Tevbe, 9/66).

Orduya özürsüz katılmayan münafıklarla ilgili çeşitli ayetler indi. Bazilari şunlardir: "Onlardan bazısı peygambere: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" diyordu. Bilin ki onlar zaten fitne içine düşmüşlerdir. Süphesiz cehennem, kâfirleri çepeçevre kuşatıcıdır" (et-Tevbe, 9/49). "Cihaddan geri kalanlar, Allah'ın Rasulune muhalefet ederek oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallariyla canlariyla cihad etmeyi hoş görmediler. "Bu sicakta savasa çikmayin " dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sicaktir". Keşke bilseydiler. Yaptiklarinin cezası olarak, artik az gülsünler çok ağlasinlar" (et-Tevbe, 9/81, 82; ayrica bk. 9/42-48, 63-64, 79, 83, 86, 87, 9I, 93-96). 
YAHUDİ SÜVEYLİM 'İN EVİNİN YAKILMASI:

Münafıklardan bazı kişilerin Yahudi Süheylim'in Casum mevkiindeki evinde toplanip, Tebuk gazasına çikacak halkı Hz. Peygamber'in etrafindan dağıtmak üzere toplandıkları haber alındı.

Bunun üzerine Allah elçisi Talha b. Ubeydullah'ı (ö. 36/656) bazi sahabelerle birlikte onlara gönderip Süveylim'in evini ateşe vererek üzerlerine yıkmasını emretti. Emir yerine getirildi. Dahhâk b. Halîfe evin damından atlayinca ayagi kırıldı. İbn Übeyrik ve arkadaşlari ise damdan atlayıp kaçtilar (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 16I; Diyarbekri, Hâmis, II, 124). 
İHMALCILIK YÜZÜNDEN SEFERE KATILMAYAN MÜSLÜMANLAR:

Mümin olduklari halde ihmalcilik yüzünden sefere katilamayanlar da olmustu. Bunlar: Kâ'b b. Mâlik, Mirâre b. Rabî' ve Hilâl b. Ümeyye (r. anhüm) idi.

Kâ'b b. Mâlik; Akabe'de Hz. Peygamber'e bey'at etmis, Bedir dışında tüm gazalara katılmıştı. Tebuk seferine katilmak için her türlü imkâna sahip oldugu halde sirf ihmalciligi nedeniyle bu gazaya katilamadigini şöyle belirtmiştir: 
"Hz. Peygamber bu gaza için hazirlanmaya başladilar. Ben de onlarla birlikte yol hazırlığını görmek üzere sabahleyin evden çikip dolaşır, hiç bir iş görmeden akşam üzeri döner, gelirdim. Kendi kendime; hazirlanmak için çok vaktim var, derdim. Bu ihmalcilik bende sürdü gitti. Sonunda Rasulullah ve ashabı birden yola çıkıverdiler" (Vâkidî, Megazî, III, 997, 998).

Diğer iki sahabe de benzer ihmal içinde olup gecikmişler ve sefere katılmamışlardı. Ancak daha sonra bu üç sahabe ruhen çok daraldı ve dünya kendilerine dar geldi. Onların bu sıkıntısı Kur'an-ı Kerîm'de söyle açiklanir: "Ve savastan geri kalan o üç kisinin tövbesini de kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kendilerine dar geldiği, ruhları son derece sıkıldığı, Allah'tan başka bir sığınak olmadığını anladıklari zaman tövbe etsinler diye, Allah onlari bağışlamıştı. Şüphesiz ki, Allah, tövbeleri çok kabul eden ve çok merhametli olandır" (et-Tevbe, 9/118). 
ÖZÜR NEDENİYLE SEFERE KATILAMAYANLARIN ECRE ORTAK OLUŞU:

Ashab-ı kiramdan meşrû özürleri yüzünden Tebuk gazvesine katılamayanların, katılan askerlerin kazandigi tüm ecre ortak olduklari hadis-i şerifle sabittir.

Enes b. Mâlik (r.a)'den rivayete göre Hz. Peygamber Tebuk seferi sirasinda söyle buyurmustur: "Medine'de bir topluluk kalmistir ki, biz bir dag yolunda, bir vadide her yürüyüsümüzde, onlar da bizimle birliktedirler. Ashap: Yâ Resulullah, onlar nasil bizimle birlikte olur?" diye sorunca da; "Onlari burada bulunmaktan (hastalik, gücü yetmemek gibi) mesrû özürleri menetmistir" (Buhârî, Cihâd, 14I, Temennî, 9, Menâkibu'l-Ensâr, 1, 3, Megâzî, 56; Müslim, Zekât, 133, 136136; Tirmizî, Menâkib, 65; Kâmil Miras, Tecrid-i Sarîh, VIII, 299, 3II)

TEBUK'E BÜYÜK YOLCULUĞA İMKÂN BULAMAYANLARIN AĞLAYIŞI:

Varlıklı sahabelerin yardımı ile ihtiyaçlı gaziler teçhiz ediliyor, fakat sayı çok fazla olduğu için bu yardim da yetişmiyordu. İslâm tarihinde "ağlayanlar" diye anilan yedi kişi Resulullah (s.a.s)'a gelerek, bu gazveye katılmak istediklerini, fakat binit ve yiyeceklerinin bulunmadığını bildirdiler. Hz. Peygamber'in kendilerine binit kalmadiğini söylemesi üzerine bu yedi kahraman ağlayarak geri dönmüşlerdi. Bunlar Salim b. Umeyr, Ulbe b. Zeyd, Ebû Leylâ el-Mâzinî, Seleme b. Sahr, Irbâd b. Sâriye; bir rivâyete Abdullah b. Mugaffel ve Ma'kil b. Yesâr veya Amr b. Gunme (r. anhüm)'dür. Onlarin bu hali Kur'an-i Kerim'de söyle haber verilir: "Cihada çikabilmek için binek vermen için sana geldikleri vakit: "Size verecek bir binit bulamiyorum" dediginde, savas araç ve gereçleri bulamadiklarini üzülüp gözleri yaşla dolu olarak geri dönenlere de bir sorumluluk yoktur" (et-Tevbe, 9/92).

Bunun üzerine bu yedi mücahidden ikisine İbn Yamin, ikisine Hz. Abbas b. Abdilmuttalib, üçüne de Hz. Osman binit sağlamıştır.(İbn İshak, İbn Elisâm, Sîre, IV, 161, 162; Vâkidî, Megâzi, III, 994; Taberî, Tarih, III, 143). 
TEBUK YOLCULUĞUNUN BAŞLAMASI:

Hz. Peygamber (s.a.s) Tebuk gazasini Medîne'den Hicretin 9. yili Recep ayinda perşembe günü çıkmıştı. Çünkü O, cihada perşembe günü çikmayi severdi. Bu, Rasulullah (s.a.s)'in sonuncu gazası oldu.

Medine'de vekil birakilan Hz. Ali için münafiklarin "Muhammed, Ali'yi onda görüp hoslanmadigi bir sey için geri birakmistir" gibi dedikodular yapmasi üzerine, Hz. Ali silahlanip Cürf mevkiinde Hz. Peygamber'e yetisti. Resulullah'in gelis nedenini sormasi üzerine hakkindaki dedikodudan söz etti. Hz. Peygamber; "Onlar yalan söylemislerdir. Ben seni arkamda biraktiklarima vekil tayin ettim. Hemen geri dön, gerek benim ev halkim ve gerekse senin ev halkin içinde vekilim ol. Sen bana göre, Musa'ya göre Harun'un durumunda olmak istemez misin? Ancak benden sonra Peygamber gelmeyecektir" dedi. Hz. Ali; "Ey Allah'in elçisi öyledir" diye cevap verdi ve Medîne'ye geri döndü" (İbn İshak, İbn Hisâm, Sîre, IV, 163, Ibn Sa'd, Tabakât, III, 24 25, Taberî, Tarih, III, 144, Ibnü'lEsîr, el-Kâmil, Beyrut 1385/1965, II, 278).

Hz. Peygamber'in komutasındaki onbin kişilik İslâm ordusu Medine'den Tebuk'e kadar onsekiz yerde konakladı, ondokuzuncu konaklama yeri Tebuk oldu. Bu konaklama yerlerinde namaz kilinan yerler günümüzde de adlariyla mescit olarak bilinmektedir. Zülhusub, Feyfâ, Zülmerve, Rak'a ve Vâdilkurâ mescidleri gibi .

Yolculuk sirasinda ve konaklama yerlerinde pek çok ibretli ve hikmetli olaylar vuku buldu. Allah'in elçisi yol boyunca öğütlerini sürdürdü. Bunlardan bazıları şunlardir:

1) Sekizinci konaklama yeri olan Hicr'da olanlar: 
Hicr, Semûd kavminin yaşayıp helâk oldugu yerdir. Salih Peygambere isyan eden bu topluluğu Yüce Allah korkunç bir haykırışla helâk etmişti (bk. el-A'râf, 7/73-9; el-Hicr, 15/8I-84; es-Şuarâ, 26/141-159; Hûd, 11/61-68; en-Neml, 27/45-53). Hz. Peygamber bu kavmin mucizeleri gördükleri halde peygamberlerine karşı gelmelerini açıkladı ve bu yerden hızlı geçilmesini emir buyurdu.

Hicr kuyularindan alinan sulari döktürdü ve bununla hazirlanan ekmek hamurlarının develere yedirilmesini emir buyurdu. (Vâkidî, Megâzî, III, 1II8; Ahmed b. Hanbel, II, 9: Asim Köksal, a.g.e., IX, 185 vd.). Böyle hüzünlü bir beldeye neş'eyle girilmesini, Hicr'da oturan halkla temas etmemelerini emir buyurdu (Vâkidî, Megâzî, III, 1II8; Ahmed b. Hanbel, V, 231).

Allah elçisi, Hicr'da gece şiddetli kasırganin kopacagini, bu yüzden kimsenin yaninda arkadasi olmaksizin dışarı çıkmamasını ve develerin dizlerinin bağlanmasini bildirdi. Kasirga çıktı ve uyariya uymayan iki kişiden birisi nefes darlığına uğradı, digerini fırtına sürükledi.

Mücahitler Hicr'da sabahlayinca şiddetli susuzlukla karşılaştılar. Allah elçisi özellikle Hz. Ebû Bekir'in yağmur duası yapmasını istemesi üzerine, ellerini kaldırıp yağmur için dua etti. Daha ellerini indirmeden yağmur yağmaya başlamıştı.(İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 165; Taberî, Tefsîr, XI, 55; Tarih, III, 144). Bunun üzerine daha önce; "Muhammed hak peygamber olsaydi, Musa peygamber'in Allah'tan yağmur istediği ve yağdırdığı gibi, O da yağmur ister ve yağdırırdı" diyerek dedikodu yapan münâfiklar seslerini kesmişlerdi. 
Hz. Peygamber'in devesi "Kasvâ"ın kaybolması:

Bir konaklama yerinde Resulullah (s.a.s)'in devesi Kasvâ kaybolmuş ve aramalara rağmen bulunamamıştı. Benî Kaynuka Yahudilerinden müslüman olan Zeyd b. Lusayt adlı münafık; "Kendisinin peygamber oldugunu söyleyen ve size göklerden haberler veren Muhammed bugün kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor" diyerek müminlerin kalbine süphe sokmaya çalışıyordu. Bunu haber alan Resulullah (s.a.s), Cebrail (a.s) haber vermesi üzerine devenin bulundugu yeri ve ipinin bir dala takili bulundugunu bildirdi ve "Allah'a yemin olsun ki, gerçekten ben, bir seyi Allah bana bildirmedikçe bilemem" buyurdu. Gerçekten o yana giden sahabiler deveyi bulup getirdiler.(İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 166, 167; Vâkidî, a.g.e., III, 1I1I).

Zeyd b. Lusayt bu olaydan sonra, ertesi sabah kalbindeki Hz. Muhammed'in peygamberliği konusundaki şüphelerinin yok oldugunu söylemiştir (Vâkidî, Megâzî, III, 1I1I). Bazilari onun tövbe ettigini söylerken Hârice b. Zeyd gibi bazi sahabiler de onun tövbe ettigini kabul etmemislerdir (Ibn Ishak, Ibn Hisâm, IV, 167;Vâkidî, a.g.e., III, 1I1I).

Abdurrahman b. Avf'in imam oluşu: 
Hicr'le Tebük arasinda bir konaklama yerinde tan yeri agardiktan sonra Allah elçisi ihtiyacini gidermek için uzak bir yere gitmisti. Cemaat güneşin doğmasindan korkarak Abdurrahman b. Avf (r.a)'i öne geçirdiler. Hz. Peygamber abdest alip dönünce Abdurrahman rukû'da idi. Cemaat Rasulullah'in geldiğini anlayinca neredeyse namazi bozacaklardı.Abdurrahman da imamlıktan çekilmek istedi. Fakat Rasulullah (s.a.s)'in işareti ile namaza devam etti. Allah elçisi bir rekâti imamla, bir rekâtı da selãmdan sonra ayağa kalkarak tek basina kildi. Namaz bitince de; "Güzel yaptınız" buyurdu.(Ahmed b. Hanbel, IV, 247; Vâkidî, Megâzî, III, 1I11).

Abdestte tek yikama ve mestlere meshetme:

Avf b. Mâlik'ten rivayete göre, Hz. Peygamber Tebuk seferi sirasinda yolcular için mestler üzerine üç gün üç gece, mukîm olanlar için bir gün bir gece süreyle meshedilmesini emir buyurmustur.(Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 27). Hz. Ömer'in bildirdigine göre abdest alınırken abdest azalari birer defa yikanmakla yetinilmiştir (Ahmed b. Hanbel, 1, 23).

Vaktinde kılınamayıp kaza edilen sabah namazı: 
Yolculukta Allah elçisi uykuda iken kaldirilmamış ve sabah namazı vakti çıkıp güneş bir mizrak boyu yükselmişti. Rasulullah (a.s) Bilâl'e: "Ben sana bu gece bizi bekle ve sabah olunca uyandir" demedim mi?" buyurdu. Bilâl: "Seni uyutan beni de uyuttu" dedi. Hz. Peygamber o yerden kalkip biraz gittikten sonra, önce sünneti sonra da farzi kaza etti.(Vâkidî, Megâzî, III, 1I15, 1I16).

Hz. Peygamber'in Tebük'te ashabı ile istişare etmesi: 
Tebuk'e geldikten sonra Şam üzerine yürünüp yürünmemesi konusunda Allah elçisi ashabı ile istişare etti. Hz. Ömer: "Eger gitmekle emrolundun ise git" dedi. Hz. Peygamber: "Eger bu konuda Allah tarafindan emrolunmuş bulunsaydim, size danışmazdım" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ey Allah'in Rasulu orada Rumlar çok fazladir, müslümanlardan tek kişi bile yoktur, senin bu derece yakina gelmen onlari korkutmustur. Uygun bulursaniz bu yil buradan geri dönülsün veya yüce Allah bu konudaki buyruğunu bildirir" Bunun üzerine Hz. Peygamber Tebuk'ten ileri geçmedi (Ibn Ishak, Ibn Hisâm, Sîre; IV, 17I; Ibn Sa'd, Tabakâl, II, 166; Vâkidî, a.g.e., III, 1I19).

Diğer peygamberlere verilmeyip yalniz Hz. Muhammed'e verilen beş haslet:

Hz. Peygamber Tebuk'te gece namazini (teheccud) çadırının önünde kıldığı bir gece, yanına gelen sahabilerle sohbet ederken şöyle buyurmustur: "Benden önceki peygamberlerden hiç birisine verilmeyen şu beş şey bana verilmiştir:

a- Önceki peygamberler yalniz bir kavme gönderilmişken, ben bütün insanlara gönderildim.

b- Yeryüzü bana mescit ve temizlik araci kilindi. Bu yüzden namaz vakti nerede olursa teyemmüm edip namazimi kilarim. Önceki ümmetler ise ibadetlerini ancak Kilise ve Havralarda yapabilirdi.

c- Savaş ganimetleri bana helal kılındı. Halbuki önceki peygamberlere helâl kılınmamiştı.

d- Bana sefaat makami verildi.

e- Ben bir aylik uzak yerdeki düsmanin kalbine korku salmakla yardim olundum" (bk. Buhârî, Teyemmüm, 1, Salât, 56; Müslim, Mesâcid, 3, 4, 5; Ebû Dâvud, Salât, 24; Tirmizî, Mevâkît, 119, Siyer, 5; Nesâî, Cusl, 26; Ibn Mâce, Tahâre, 9I; Dârimî, Salât, 111, Siyer, 28; Ahmed b. Hanbel, I, 25I, 3I1, II, 222, 24I, 25I, 312; Vâkidî, Megâzî, III, 1I21 vd .).

Hz. Peygambere ve ümmetine ayricalik sağlayan bu niteliklerin Bizans'a karsi yapilan böyle büyük bir harekât sırasinda açiklanmasi şu noktaları akla getirmektedir.

Çevrede en güçlü olarak bilinen Doğu Roma imparatorluguna karşı durabilecek bir güce sahip olan İslâm topluluğu, yakinda bu yöreleri ele geçirecek ve rum diyarı İslâm'a girecek, böylece arap toplumlari dışına çikan İslâm evrensellik özelliğine kavuşacaktir .

İslâm ordusu yolculuk sirasinda günlerce çeşitli yer ve mevkilerde, arz üzerinde farz ve nafile namazlari kılmış ve böylece ibadetin yalniz mescidlerde yapilabilecegi imaji yerine namaza evrensel bir mescid anlayisi kazandirilmistir. Abdest ve gusülde de su yerine, gerektiğinde teyemmümle yetinmenin uygulamaları yapılmıştır.

Bu gibi askeri hareketlerde zafer sonrasi elde edilecek ganimetlerin beste biri beytülmalin, beste dördü de gazilerin hakki olmak üzere mesrû kilinmistir. Bu da savaslarda ayri bir tesvik unsurudur (bk. "Ganimet" mad .).

Çevrede bir aylık uzak yerde bulunan düşman o gün için Doğu Roma İmparatorluğu ve bunlarin baskanı Heraklius olmalıdır. İmparatorun ve askerlerinin kalbine korku düştüğü için Hicaz'a saldırıp yakıp yıkmak üzere yola çıktıkları halde bu cesareti gösterememişlerdir. Güçlü İslâm ordusunun hazırlıklı, düzenli ve her çesit savaş rizikosunu göze alarak Tebuk'e kadar gelmesi, güç dengesini psikolojik bakimdan Müslümanlarin lehine çevirmiştir. Böylece düsman için, savas olmasa bile güç hazirlamayi emreden ayetin hükmü gerçeklesmiştir .

Ayette şöyle buyrulur: "Onlara karsı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazirlayin ki, bununla Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınınızı ve daha bundan başka sizin bilmediginiz, fakat Allah'in bildiği diger düşmanlari korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsaniz, karsılığı size eksiksiz ödenir, asla haksızlığa uğratılmazsınız" (el-Enfâl, 8/6I).

Hz. Peygamber Tebuk'te bulundugu sirada Halid b. Velid'i dört yüz atlı ile bir hristiyan topluluk olan Dûmetülcendel'in kralı Ükeydir b. Abdilmelik üzerine gönderdi. Dûmetülcendel Şam yolu üzerinde Tebuk'e yakin, sulu, hurma ve ekinleri bol, büyük bir ticaret merkezi idi. Halid b. Velid az sayida bir askerle bilmedikleri bir yörede kralı nasıl bulacaklarını sorunca, Allah elçisi onu "yabanî sığır avlarken bulup yakalayacağını" haber verdi.

Gerçekten Halid ve arkadaşları kaleye yaklaştıkları sırada normal kırsal kesimde az rastlanan bir yaban sığırının kale kapısına yaklaşmakta olduğunu gördüler. Yukarıdan Ükeydir ve ailesi de bu semiz hayvanı görmüşlerdi. Ükeydir silahlanıp birkaç adami ile birlikte sığırı avlamak üzere kaleden dışarı çıkınca da onu yakaladilar ve elleri bağlı olarak kalenin önüne getirdiler .

Orada Halid'le Ükeydir arasinda yapilan anlaşmaya göre, Ükeydir Müslümanlara: Iki bin deve, sekiz yüz at, dört yüz zirh gömlek, dört yüz mızrak vermek ve Ükeydir ile kardeşi Mudad Hz. Peygamber'e kadar götürülüp haklarinda Allah elçisi hüküm vermek üzere sulh oldular. Bundan sonra kaleye girilerek belirlenen ganimet malları teslim alındı.(bk. Vâkidî a.g.e., III, 1I27, 1I34; Ibn Ishak, Ibn Hisam, Sire, IV, 169 vd; Ibn Sa'd, Tabakât, II, 62, 166). 
Eyle, Ezruh ve Cerba Melikleri ile Sulh Anlaşması Yapılması: 
Hz. Peygamber Tebuk'te bulundugu sırada Kızıldeniz'in kuzeyinde ve Akabe körfezinin sonunda deniz sahilindeki Eyle hükümdari Yuhanna b. Ru'be, gelerek yıllık belirli miktarda cizye vermek üzere kendisi ile sulh anlaşmasi yaptı.Hz. Peygamber Yuhanna'ya şu ahitnameyi yazılı olarak verdi.

"Bismillahirrahmânirrahîm . Bu, Allah ve Peygamberi Muhammed'den Yuhanna b. Ru'be ile Eyle halkindan denizdeki gemilerde bulunanlari ve karadaki gezen, dolaşanlari için eman yazisidir: Gerek bunlar ve gerek Sam, Yemen ve deniz sahili halkindan Eylelilerle birlikte bulunanlar, Allah'in ve Resulunün himayesindedirler. Onlardan bir kötülük işleyeni yanındaki malı koruyamayacak, bu mal, alana da helâl olacaktir. Denizde, karada herkes dilediği tarafa yolculuk yapma hakkina sahiptir" (Ebu Ubeyd, el-Emvâl, Misir 1388/1968, s. 287 vd; Ibn Ishak, Ibn Hisâm, Sîre, VI, 169).

Eyle krali Yuhanna ile birlikte Ezruh ve Cerba halki temsilcileri de Tebük'e gelip Hz. Peygamber'le cizye vermek üzere anlasma yaptilar. Bunlar her yil Recep ayinda saf altindan yüz dinar cizye ödemeyi kabul ettiler ve buna karsilik onlara birer emannâme (güven mektubu) verildi. Bu iki topluluk da Eyleliler gibi Yahudi toplumudur (Ibn Sa'd, Tabakât, 1, 289 vd; Ibn Ishak, Ibn Hisâm, Sîre, IV, 169; Vâkidî, Megâzî, III, 1I31).

MESCİD-İ DIRÂR OLAYI:
Hz. Peygamber Tebuk'te yirmi gün kadar kaldiktan sonra, ashab-i kiramin ileri gelenleri ile istisare ederek geri dönmeye karar verdi. Çünkü Bizans ordusu saldirmaya cesaret edememiş ve amaca ulaşılmıştı. O gün için daha fazla ileri gidip kan dökmeye ihtiyaç yoktu. Çünkü Şam yöresini fetih gibi bir amaçla yola çıkılmamıstı. Üstelik Şam yöresinde bulaşıcı bir hastalik (tâun) oldugu da haber alınmıştı. Geri dönüş için yola çıkan ordu Ramazan'ın ilk günlerinde Medîne'ye ulaştı. Hz. Peygamber Tebuk'e giderken Medine'ye bir saat uzakliktaki Ziyevan köyüne geliniğinde münâfiklardan bir heyet gelerek: "Ey Allah'in Rasulu! Biz hastalar ve Kuba mescidine gelemeyenler için özellikle yağmurlu gecelerde namaz kılmak üzere bir mescid bina ettik. Teşrif edip burada namaz kıldırsanız, hayir ve bereketle dua buyursanız" dediler. Hz. Peygamber bunun dönüşte olabileceğini söylemişlerdi. Bunun üzerine Tebuk dönüşü bu sözü Allah elçisine hatırlatıp yeni yapılan mescide gelmesini rica ettiler.

Bu mescid Ebû Âmir Fâsik adli bozguncu münafik ve fasığın teşviki ile münafiklarca Kuba Mescidinin cemaatini bölmek niyetiyle yapılmış ve Hz. Peygamber'e suikast düzenlemek üzere içi silâhla doldurulmuştu. Hz. Peygamber bu mescide gitmeye hazırlanırken Cebrail (a.s) gelerek durumu haber verdi.
Kur'an-i Kerîm'de bu mescidden şöyle söz edilir:
Zarar vermek, inkâr etmek, müminlerin arasını ayirmak ve daha önce Allah ve Rasulune karşı savaşanlara gözetleme yeri hazırlamak üzere bir mescid yapanlar; "Biz sadece iyilik yapmak istiyorduk" diye yemin ederler. Allah da şahittir ki bunlar yalancıdırlar" (et-Tevbe, 9/1I7). "Ey Muhammed! Bu mescidde asla namaz kilma. Şüphesiz ki, başlangicindan itibaren takva üzere kurulan mescidde (Kuba mescidi) namaz kilman daha hayırlıdır. O mescidde kendilerini maddî ve manevi kirlerden temizlemeyi seven adamlar vardir. Allah temizlenmek isteyenleri sever" (et-Tevbe, 9/1I8; bk. 1I9, 11I).

Bunun üzerine Hz. Peygamber ashab-i kiramdan Mâlik b. Dehsan ile Ma'n b. Adiyy (r. anhümâ)'yi Mescid-i Dirar'i yikmak üzere gönderdi. Bu sahabeler mescidi yakip yiktilar. Böylece kötü amaç için bina edilen bir mescid ortadan kaldirilmis oldu (bk. Ibn Ishak, Ibn Hisâm, Sîre, III, 71; Ibn Sa'd, Tabakât, III, 54I vd; Ibn Kesîr, Muhtasar Tefsîr, II, 169; Kâmil Miras, Tecrîd-i Sarih, X, 422).

Özürsüz cihada katılmayan üç kişinin çilesi: 
Rasulullah (s.a.s) Tebük'ten dönüste Medîne'ye girişte doğrudan Mescidi Nebevî'ye girip iki rekat namaz kildi. Çünkü seferden dönüşte bu, Rasulullah (s.a.s)'in âdeti idi. Sonra mescitte oturdu. Tebuk gazvesine katılamayıp Medine'de kalanlar tek tek gelip özürlerini yeminle teyit ettiler. Hz. Peygamber dış görünüşlerine bakarak özürlerini kabul edip, iç yüzlerini Allah'a havale etti ve haklarinda istiğfarda bulundu. Bunlarin sayisi seksen kadar idi.

Ancak Kâ'b b. Mâlik, Mirare b. Rabî ve Hilâl b. Ümeyye meşrû bir özürleri bulunmadigi halde cihada katilmamişlardi. Hz. Peygamber'in huzuruna girince mazeret uydurma yoluna gitmeden dogruyu söylediler.

Rasulullah (s.a.s) halki bu üç sahabe ile görüşüp konuşmaktan menetti. Üçü de bir köşeye çekilerek elli gün süreyle yalnızlığa itildiler. Dünya başlarina zindan oldu. Kirk gün geçince Hz. Peygamber bunlara Hüzeyme b. Sâbit (r.a)'i göndererek kadınlarından da ayrı durmalarini bildirdi. Böylece eşlerinin cihaddan geri kalan bu sahabelere hizmeti de men edilmiş oluyordu. Yalniz Hilâl b. Ümeyye'nin eşi Allah elçisine gelerek; "Hilâl yaşlıdır, hizmetçisi de yoktur. Yalniz mutfak işlerine yardımcı olsam" diye izin istedi. Kendisine yalniz ev hizmeti için izin verildi.

Elli gün tamamlaninca bu üç sahabenin mağfiret edildiğini bildirilen ayet indi. Bunu müjdeleyen sahabeye, Ka'b b. Mâlik sevincinden bir kat elbise giydirmişti. Mescide geldiklerinde Allah'in Rasulu Ka'b b. Mâlik'e söyle buyurdu: "Annen seni dogurdugu günden beri yasadigin günlerin en hayirlisini sana müjdeliyorum". Ka'b; "Bu müjde tarafinizdan mi, yoksa Allah tarafindan mi?" diye sorunca, Hz. Peygamber; "Dogrudan Yüce Allah tarafindan" buyurdu. Bunun üzerine Ka'b, bütün servetini Allah yolunda tasadduk etmek istedigini bildirdi. Hz. Peygamber, bir bölümünü kendisine ayirmasinin daha hayirli olacagini söyledi (Kâmil Miras, Tecrîd, X, 424 vd, Hadis No: 1659; Ibn Kesîr, a.g.e., II, 175 vd.).

Allah Teâlâ bu üç sahabenin halini ve affedilmelerini söyle bildirir: "Ve savastan geri kalan o üç kişinin tövbesini de kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kendilerine dar geldigi, ruhları son derece sıkıldığı, Allah 'tan baska bir sığınak olmadığını anladiklari zaman tövbe etsinler diye, Allah onlari bağışlamıştı. Süphesiz ki Allah, tövbeleri çok kabul eden ve çok merhametli olandir" (et-Tevbe, 9/118).

Ka'b b. Mâlik ve arkadasları bu ilâhî iltifata, doğru sözlülükleri ve samimi davranmalari sayesinde kavuştular. Ka'b bu olay üzerine, artik ömrü boyunca doğrudan başka bir söz söylemeyeceğine dair Allah elçisine söz verdi. Diğer münâfiklar uydurduklari yalan mazeretler yüzünden helâk olurken onlar selâmete çıktılar.
Kaynak: Islam tarihi

2 yorum:

  1. selamun aleykum kardeslerim gununuz hayirlarla dolsun inshaAllah...canim peygamberim(sav) ve ashabi ne kadar zorluklar cekmisler ...Allah bizlerede onlar gibi dinimizi yasamayi nasip etsin .Nurettin Yildiz hocamizin bir konusmasinda dinlemistim bu sefer sirasinda vaktinde kilinamayan sabah namazi icin duyduklari uzuntuyu o kadar guzel anlatiyordu ki...Allahim sen yolundan ayirma bizi .canim kardesim Allah sendende razi olsun paylastigin bilgiler icin ...kahvemi ictim , sabah sohbetimide yaptim ...Allaha emanet olun..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. We aleykumselam kardeşim,
      Tebuk seferinden,başlangıcından,sefer sırasında ve sonrasında yaşananlardan alınacak büyük ibretler var,
      Rabbim bizleri idrak edenlerden,gereğince amel edenlerden eylesin(amin).

      Sil

HERKES YORUM YAPABİLİR,
siteniz veya bloğunuz yoksa ,profil seçin bölümünden Adı/URL yazan kısma tıklayın ,Ad yazan kısma adınızı ve soyadınızı yazın,
(yorumlarınızda iki isim kullanmanız,aynı isimle yazan diğer kardeşlerimizle karıştırılmamanız için önemli)
URL kısmını doldurmasanız da olur,yorumunuzu yazıp,

" YAYINLA "

yazısına tıkladığınızda yorumunuz gelir,ilginize çok teşekkür ederim.

KUR'AN IŞIĞINDA ÖLÜM, KIYAMET, AHİRET.....Mutlaka dinleyin...

BU SİTEDE YER ALAN KONULAR

Translate

Blog Archive

Bu gadget'ta bir hata oluştu

yasal uyarı

Protected by Copyscape DMCA Takedown Notice Search Tool HAYATCEMRESİ Adlı sitede yayınlanan tüm içerik hayatcemresi2.blogspot.com'a aittir.Hiçbir şekilde izinsiz kullanılamaz.
 
Copyright © HAYATCEMRESİ - Blogger Theme by BloggerThemes & freecsstemplates - Sponsored by Internet Entrepreneur