بسم الله الرحمن الرحيم

بسم الله الرحمن الرحيم
(İnsanları) Allah'a çağıran,iyi ve faydalı iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
Fussilet suresi 33.ayet

Kutlu Doğum Programları ile Yerleştirilmeye Çalışılan Soft Peygamber Algısına Reddiye

Henüz 29 Yaşında Hakka Yürüyen bir Şehid'in Dilinden Muhteşem Bir Sohbet

22 Mart 2013 Cuma

"Sözün Hastalığı Yalandır"

"Allah Azze ve Celle, insanı hem ruh, hem de madde boyutuyla muazzam bir ahenk (denge) içerisinde yaratmıştır.
Hastalık; çeşitli sebeplerden dolayı insandaki bu ahengin (dengenin) bir şekilde bozulmasıdır. Dolayısıyla hastalık; ahengin zedelenmesine, dengenin bozulmasına, sıhhat ve afiyetin yok olmasına vesile olup; ızdırap, elem ve üzüntü verici bir haldir.
Rasûlullah (sav)’ın, mübarek hadislerinde dikkat çektiği ve hastalık şiddetinde birer musibet olarak telakki buyurduğu ameller; çirkin ahlaktan kaynaklanan ve kulun kendi iradesiyle talip olduğu kötü amellerdir.
Nitekim Rab Teâlâ buyuruyor: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu da affeder.” (Şûra, 30)
Bir hadislerinde Rahmet Nebisi(sas); “Hastalığınızı ve ilacınızı size açıklıyorum: Haberiniz olsun hastalığınız günahlardır, ilacınız da istiğfardır” buyurarak; hastalıkların günah ile tedavinin de tevbe-i istiğfar ve güzel ameller işlemekle irtibatına dikkat çekmişlerdir. (Kütüb-i Sitte, 11/129) 
“Sözün hastalığı; yalandır”(Hadis-i şerif-İmam Kuzai, Müsned-i Şihab)
Söz lügatta; bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, kelam, laf ve kavil gibi manalara gelmektedir.
Söz; Allah Teâlâ’nın, kullarına bahşetmiş olduğu bir lütf-u keremi ve bir ihsanı olup insanı hayvandan ayıran iletişim vasıtasıdır.
Ariflerin ifadesiyle; “Söz, maksatlara varmak için kullanılan bir vasıta olup çok kutsaldır; çünkü yüce Rabbimiz kullarına onunla ulaşmayı dilemiştir. Eğer kendi katında sözden daha güzel bir şey olsaydı, insanlara onu gönderirdi.”
Söz gibi, yüce değerlere haiz bir nimetin şükrü; ona sadık olmak ve onu yerinde kullanmaktır. Söze sadakat, insanın kimliğinin ve kişiliğinin en bariz göstergesidir. Allah Teâlâ emrediyor: “…Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.” (İsra,34)
Güzel olan söz; ancak Allah Azze ve Celle’nin razı olduğu sözdür. O, şöyle buyuruyor: “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Gerçekten ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet, 33)
Güzel olan söz odur ki; doğru, faydalı, gerçekleri ifade eden, kişiyi iyiliğe sevk eden ve hakka götürücü sözdür. Rab Teâlâ tarafından takdir edilmiş olan böylesi yüce bir değerin hastalığı ise; yalandır.
Yalan; kişinin bildiklerini gizleyerek, karşıdakilerini aldatmak maksadıyla gerçeklerin hilafına konuşmasıdır.
Yalan; yüce dinimizce yüz kızartıcı suçlardan sayılmış olup, en büyük günahlardandır. O, mü’minde asla olmaması gereken alçaltıcı, kötü ve çirkin bir ahlaktır. Onun içindir ki, yalan yüce dinimizce şiddetle yasaklanırken, yalancı da şiddetle zemmedilmiştir. Rab Teâlâ buyuruyor:
“Yalanı ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte bunlar asıl yalancı olanlardır.” (Nahl, 105)
 
Safvan bin Süleym(ra) dedi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Mü’min korkak olur mu?”
“Evet, olabilir” buyurdu. “Peki, mü’min cimri olur mu?” dedik, yine;
“Evet, olabilir” buyurdu. “Mü’min yalancı olabilir mi?” diye sorduk. Rasûlullah (sav);
“Hayır, asla!” buyurdular.” (Malik, Muvatta, Kelam)

 
Rahmet Nebisi (sas); mü’minlerin çeşitli hatalar yapabileceklerini, öyle ki bu hataların içinde içki ve zina gibi had cezasını gerektirecek suçları işleyenlerin bile cennete girebileceklerini bildirirken; yalan ve ihaneti bir müslümana asla yakıştıramamıştır. Çünkü yalan en ahlaksız ve en bayağılaştırıcı bir cürümdür. Pak Rasûl buyurdular: “Mü’minde her huy bulunabilir, yalan ve hıyanet hariç.” (İbn Ebi Şeybe, Bezzar)
Münafıklığın alâmetlerinden bir alâmet ve cehenneme açılan bir kapı olan yalan; kalbin kararmasına, pis kokuların yayılmasına, rızkın azalmasına ve nihayetinde küfre düşülmeye bir vesiledir. Rasûlullah (sav) buyuruyor ki: “Kul yalan söylemeye başladığı zaman, rahmet melekleri onun ağzının kokusundan bir mil kadar uzaklaşır.” (İmam Suyûti) Bir diğer hadislerinde Allah Rasûlü(sas) şöyle buyurdular: “Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? O, Allah’a şirk koşmak, anne ve babaya isyan etmektir.” Sonra kalkıp oturdu ve şöyle dedi: “Dikkat ediniz! Büyük günahların en büyüğü yalancılıktır.” (Buhari)
Kişinin başta kendisi olmak üzere, din kardeşlerine ve tüm insanlığa yapmış olduğu en büyük ihanet yalandır. Fıskın, fücurun, fitnenin, anarşinin ve toplumlardaki güven bunalımının en önde gelen sebeplerinden olan yalan; sahibini yalnız dünyada zelil etmekle kalmayıp; kabirde, mahşerde ve cehennemde de şiddetli bir azap görme vesilesidir.
Ebubekir Sıddık(ra), Hz. Peygamber(sas)’in ölümünden sonra hutbe okurken şöyle dedi: “Bir sene önce Allah Rasûlü(sas) şimdi bulunduğum yerde durdu -sonra Ebubekir ağladı- ve şöyle dedi:
“Yalandan sakınınız. Çünkü yalan, fısk ve fücurla beraberdir. Bunların ikisi de cehennemdedir.” (İbn Mace, Nesei)
Semura b. Cundeb(ra) anlatıyor: “Rasûlullah (sav) buyurdular ki; 
“Bu gece rüyamda bana gelen iki adamı gördüm. Elimden tutup beni mukaddes toprağa çıkarttılar. Bir de gördüm ki, iki kişinin yanındayım. Onlardan biri ayakta, diğeri oturmuş. Ayakta olanın elinde demir çengeller vardı. O çengelleri oturan kişinin ağız boşluğundan geçiriyor, dudakları omuzlarına yetişinceye kadar çekip parçalıyordu. Sonra çengeli çıkarıp ağzının öbür tarafına takıyor ve bu tarafını da parçalıyordu. Onu çektiği zaman, öbür tarafı iyi oluyordu. Sonra o tarafa dönüp aynı işkenceyi tekrarlıyordu. Beni kaldıranlara; ‘Bu manzara nedir?’ dedim.
Bana dediler ki: “Şu ağzının yaralanıp parçalandığını gördüğün kişi yalancıdır. Yalan konuşur ve kendisinden her tarafa yalan taşınırdı. İşte bu nedenle o, kıyamete kadar kabrinde bu şekilde azap görecektir.” (Buhari, Cenâiz)
Hz. Ali(ra) şöyle demiştir: “Allah nezdinde hatalıların en büyüğü yalancı dildir. Pişmanlığın en kötüsü de, kıyamet günündeki pişmanlıktır.” (İhya, 3/2577).................................
"

Misak dergisi-Mustafa TUNA'nın İnsanı Helâk Eden Manevi Hastalıkların Keyfiyeti başlıklı yazısından alıntıdır.

2 yorum:

  1. nilüfer elif24 Mart 2013 15:59

    Selamün aleyküm çok faydalı yazılar hepsi.Allah razı olsun...Sevgilerle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. We aleykumselam canım benim,
      Rabbim cümlemizden de razı olsun,razı olacağı amellerle bizleri meşgul etsin(amin),
      sevgilerimle...

      Sil

HERKES YORUM YAPABİLİR,
siteniz veya bloğunuz yoksa ,profil seçin bölümünden Adı/URL yazan kısma tıklayın ,Ad yazan kısma adınızı ve soyadınızı yazın,
(yorumlarınızda iki isim kullanmanız,aynı isimle yazan diğer kardeşlerimizle karıştırılmamanız için önemli)
URL kısmını doldurmasanız da olur,yorumunuzu yazıp,

" YAYINLA "

yazısına tıkladığınızda yorumunuz gelir,ilginize çok teşekkür ederim.

KUR'AN IŞIĞINDA ÖLÜM, KIYAMET, AHİRET.....Mutlaka dinleyin...

BU SİTEDE YER ALAN KONULAR

Translate

Blog Archive

Bu gadget'ta bir hata oluştu

yasal uyarı

Protected by Copyscape DMCA Takedown Notice Search Tool HAYATCEMRESİ Adlı sitede yayınlanan tüm içerik hayatcemresi2.blogspot.com'a aittir.Hiçbir şekilde izinsiz kullanılamaz.
 
Copyright © HAYATCEMRESİ - Blogger Theme by BloggerThemes & freecsstemplates - Sponsored by Internet Entrepreneur