بسم الله الرحمن الرحيم

بسم الله الرحمن الرحيم
(İnsanları) Allah'a çağıran,iyi ve faydalı iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
Fussilet suresi 33.ayet

Kutlu Doğum Programları ile Yerleştirilmeye Çalışılan Soft Peygamber Algısına Reddiye

Henüz 29 Yaşında Hakka Yürüyen bir Şehid'in Dilinden Muhteşem Bir Sohbet

12 Aralık 2011 Pazartesi

MADEM ÖLÜM TEK BİR DEFA GELECEK...

Rabbimin adıyla başlarım...
...Evet biz Zalime karşı cihad meydanlarında kahramanca mücadele veren o yiğitlerden neredeyse bihaberiz,dualarımızda bile onlara desteğimiz yok,Rabbim bizleri affetsin,gaflet uykusundan uyandırsın(amin).
Bu yazıyı onların haklı davalarının yanında olduğuma bir delil olsun diye yayınlıyorum.Onlar ki bir fotoğraflarıyla bile insanların hidayetine vesile oluyorlar,Şehid Hattab gibi.Adem Özköse'nin kitabında okumuştum,Hattab'ın gülen resmi bir kardeşimize hidayet vesilesi olmuştu...
************
Cihad'a ve Cihad Cephelerine Karşı Önyargılar
"Kim cihad etmeden ve cihada niyet de etmeden ölürse, nifaktan bir şube üzerine ölmüş olur" (Mesâbîhü's-Sünne)
Ilımlı İslam projelerinden belki de en çok nasibin alan ülke Türkiye oldu. Türkiye’de demokratikleşen bildik kesimlerin yanı sıra, MUHAMMEDî yaşayışı örnek alan ve O’nun metodunu uygulayan davet ekollerinin de cihad kültürünü yavaş yavaş hayatlarından çıkardıklarını üzülerek gözlemliyorum. İnsanlarımız artık, sıcak çatışmaların yaşandığı cihad cephelerinde neler olup bittiğine dair, merak edip
araştırma zahmetinde bile değiller. Hal böyle olunca mücahitler dualarda bile yer almıyor.
Maalesef ülkemizde cihad ve şehadet, marşlar ve ezgilerle kalpleri coşturan bir modadan başka bir anlama sahip değil artık. Marşlar, ezgiler genç gönüllerde yapması gerekeni yapıyor ama şehadet özlemiyle yanıp tutuşan kalbin üstüne su serpen, kanaat önderleri, ağabeyler, anne babalar hiç eksik olmuyor. Özellikle aileler iş ALLAH (c.c.) yolunda savaşma isteğine gelince bin bir türlü bahane arayışına giriyorlar. Bunun başlıca sebepleri arasında, cihad cepheleriyle ilgili oluşturulan çeşitli manipülasyonlar yer alıyor. Ben bu yazıda cihadın önemini anlatmayacağım, cihadın İslam’da yeriyle ilgili hiçbir Müslüman'ın kafasında bir şüphe olduğunu zannetmiyorum. Bize cihadı unutturan fitnelerden, Müslümanların cihad cepheleriyle ilgili kafalarındaki şüphelerden ve ALLAH (c.c.) rızası için sefere çıkmaya niyetlenenleri vazgeçirmek için ortaya atılan söylemlerden birkaçına değinmeye çalışacağım inşALLAH.
1. Şimdi cihad zamanı değil
Bu söylem çoktan demokratikleşen kesimlerin söylemlerine benzemekle beraber maalesef daha bilinçli Müslümanlar tarafından da kullanılmakta. Söyleyenler ne amaçla söylerlerse söylesinler, bu söylemin alt metninde milliyetçi bir tavır vardır. Söylem sahibi kendi toprakları için Kıtal (vuruşma, savaş) anlamındaki cihad zamanı olmadığını söylediğini düşünmektedir. Az biraz düşünmeyle bu bakış açısının ümmet bilinciyle çeliştiği gözükebilir. Daha baştan ümmet olamadığını göstermiştir bu lafların ardına gizlenenler. Tüm yeryüzü bizimken ve kazanılmış İslam topraklarının tamamı işgal altındayken, kadınlarımıza tecavüz edilip kundaktaki yavrularımız katledilirken, ümmetin hayırlı evlatları ALLAH’ın (c.c.) düşmanlarının ellerinde, soğuk zindanlarda ciğerleri üşüyerek ağlarken mi? Şimdi mi cihad zamanı değil! Sizin cesaretiniz olmayabilir ama biraz vicdanınız varsa bu yola sevdalanmış olanları engellemek için çabalamayın.
“ALLAH, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve kardeşlerine, “Bize katılın” diyenleri gerçekten biliyor. Zaten bunların sadece pek azı savaşa gelir. (Gelseler de) size karşı cimrilik ederek gelirler.” (Ahzab 18)
2. Nereye gideceksin, kimin kiminle savaştığı belli değil?
Benim gözlemlerime göre cihadı hayatımızdan silen piyasadaki en etkin şüphe tohumu bu söylem. Nereye gideceksin, kimin kiminle savaştığı belli değil? Bu cümlenin ardından gelen pekiştirici ifadeler de genellikle “şimdi gideceksin öleceksin, sanacaksın ki şehit olacaksın, oysaki laik bir orduda ölen askerlere söylenen şehitlikten farksız bir dava uğruna ölmüş gitmişsin” Oh ne güzel, sırf bencilce evladını kendine saklayan aile ya da cemaat önderi için, cihad ehli bir gruba iftira atmak ne kadar kolay değil mi? Bugün İslam coğrafyalarının tamamı kan ağlıyor ve ALLAH’ın (c.c.) yardımıyla fitnenin olmadığı, düşmanın belli olduğu onlarca cephe mevcut. Somali, Afganistan, Irak, Filistin, Kafkasya, Yemen, Pakistan, Moro, Patani ve daha birçok cephede mücahitler, haçlı-siyonist ittifakına ve işbirlikçilerine karşı şerefli bir mücadele veriyorlar. Tevhid bayrağını yüceltmek için savaşan kardeşlerimize iftira atmak öyle kolay olmamalı. Kolay olmamalı çünkü cihad meydanında münafık, facir, kötü niyetli ve sevaptan nasipsiz kesimler bulunması bile cihaddan geri durmak için bahane olamaz. Bütün bu kesimler Rasûlullah(s.a.v) (s.a.v.) zamanında da olmuştur. Rasûlullah(s.a.v) (s.a.v.) zamanında ordunun saflarında bu kesimler bulunduğu halde cihad yapılmıştır.
“Hele korku gelip çattı mı, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince ise, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler. Onlar iman etmiş değillerdir; bunun için ALLAH onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, ALLAH’a göre kolaydır.” (Ahzab 19)
Bu ayet, Hendek Savaşından bir tablo çizmektedir. Müslümanlarla aynı safta görülen münafıklar, savaşmak yerine kaçmanın yollarını aramaktadırlar.
“Onlardan öylesi de var ki, ‘Bana izin ver, beni fitneye düşürme’ der. Bilesiniz ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir.” (Nisa 141)
Bütün fitneleri yok eden cihad, nasıl fitne olabilir ki?
“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen ALLAH’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Enfal 39)
Bu mazaretle ilgili ibn-i Teymiye’nin (Rahimehullah) şu sözlerini aktarmak konunun daha net anlaşılmasını sağlayacaktır inşALLAH.
“Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in ilkelerinden biri, iyi ve kötü her komutan ve emir ile beraber savaşmaktır. Şüphesiz Rasûlullah(s.a.v)’ın (s.a.v.) bildirdiği gibi, ALLAHu Teala bu dini facir bir adamla ve nasipleri olmayan topluluklarla da destekler. Çünkü facir komutanlar veya facir askerlerle beraber savaşmak uygun görülmezse, mutlaka şu iki durumdan biri meydana gelir: Ya onlarla beraber savaş yapılmaz ki bu durumda din ve dünya konusunda onlardan daha zararlı olan düşman ülkeyi istila eder. Ya da facir olan komutan ile beraber savaşılır ve en kötüleri olan düşman defedilerek İslam ahkâmının tamamı uygulanamazsa bile, uygulanabilenler yerine getirilir. Bu ve benzeri bütün durumlarda vacip olan budur. Hatta Raşid Halifeler devrinden sonra meydana gelen savaşların çoğu bu şekilde yapılmıştır.”1
3. Peki tamam gittin, adamlara ayak bağı olmaktan başka neye yarayacaksın?
Bu iki aşamayı atlatan şehadet sevdalısına yeni bombardımanlar hemen hazırdır. Sen ne anlarsın savaşmaktan laflarından, yokluk içindeki mücahitler bir de seni mi beslesin laflarına kadar, çeşitli caydırma cümleleri ardı ardına sıralanmaya başlanır. Kimse anasının karnından savaşçı olarak çıkmamıştır. Gitmeye niyetlenen kişi zaten bedenen kendini hazırlamış, dayanıklılığını artırmıştır. Ayrıca rızkı veren de ALLAH’tır(c.c) ve böyle yüce bir amaç için çıkılan yolda rahmetini, bereketini ve yardımını esirgemeyecektir.
“Ey iman edenler! Eğer siz ALLAH’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (MUHAMMED 7)
Bu sözleri sıralayanlar birazcık düşünseler, caydırmaya çalıştıkları şeyin ALLAH’ın (c.c.) bir emri olduğunu hatırlayacaklardır, ama nedense her konuda dillerinden düşmeyen söylemler, bu konuda sanki başka bir inancın sözcüsüymüşçesine unutulur ve cihada teşvik etmeleri gerekirken Hz. MUHAMMED'in (s.a.v.) ümmetine yakışmayan eylemlerde ısrar ederler.
“Mü’minleri savaşa teşvik et.” (Enfal 65)
“Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar sizde bir sertlik bulsunlar.” (Tevbe 123)
“Her ümmetin ruhbanlığı vardır, bu ümmetin ruhbanlığı ise cihad’dır.” (Mecamu'z-Zevaid, 5/278)
“Kıyametin kopmasına yakın bir zamanda kılıçla gönderildim. Ta ki sadece ALLAH’a ibadet edilsin ve O’na ortak koşulmasın.” (İmam Ahmed)
4. Mücahidlerin adamdan çok paraya ihtiyacı var, sen de malınla cihad et
ALLAH (c.c.) katında en değerli amel olduğu âlimlerin ittifakıyla kabul edilen cihadın önündeki en büyük fitnelerden biri de bu söylemdir. Evet, mücahidlerin durumu değerlendirildiğinde maddi yardıma ihtiyaç daha çoktur. Evet, cihad yalnızca cephede olmaz, malınla canınla, dilinle cihad edebilirsin. Yaşantında Emr-i bil mâruf nehy-i ânil münker’i uygulayarak da cihad edebilirsin, ama bu ameller Kıtal anlamındaki cihadın gerekliliği ve önemini eksiltmez bilakis artırır. Bilinmelidir ki adam ihtiyacından çok maddi yardıma ihtiyaç duyulan cepheler olduğu gibi, bir avuç olmaktan dolayı operasyon yapamayan cepheler de mevcuttur.
Malınla cihad et! Çok büyük servetler kazan maddi olarak destekle! Bunlar çıkış noktası olarak güzel teşvikler, kulağa da pek hoş geliyorlar ama bizim kültürümüzle çok uyuşmayan bir noktaya varmaktalar. Bu söylemlerin bir sonraki aşaması tüccarın, sanayicinin, bilmem ne zengininin savaşmaktan geri durmasını öğütler. Gerek Peygamberimizin (s.a.v.) hayatında gerekse sahabenin hayatında konuyla ilgili güzel örnekler bulunmakta. Dönemin en zengin tüccarlarından Hz. Ebu Bekir, Hz. Osman (RadiyALLAHuanhuma) kaç savaştan geri kalmıştır? Onlar; ‘yâ Rasûlullah(s.a.v) ben malımla cihad ediyorum, savaştan geri durayım’ demişler midir? Ayrıca İslami literatürde rızkın en yücesi Rasûlullah(s.a.v)’ın (s.a.v.) kazancı, yani ganimetler olarak tanımlanmaktadır.
“Rızkım mızrağımın gölgesi altında kılındı. Zillet ve aşağılık ise emrime karşı gelene geldi.”
Rasûlullah(s.a.v) (s.a.v.) Ensar'dan birilerinin kapısında bir saban demiri görmüş ve şöyle buyurmuştur: “Bu hiçbir eve girmemiştir ki o eve zillet girmiş olmasın.”
Hz. Ömer’e mücahitlerin Filistin'i fethettikleri, özellikle Hule ovasını alıp oraya Şam'ın esmer buğdayını ektikleri haberi ulaştığında, bir kişi gönderip o buğdayları yaktırmış ondan sonra da kendilerine şu sözleri içeren mektubunu göndermiştir: “Yemin olsun ki eğer cihadı bırakır ziraatla uğraşırsanız size cizye vururum ve ehli kitap muamelesi yaparım. Sizin azıklarınız düşmanlarınızın ağzından aldığınız yiyeceklerdir.” Yine Hz. Ömer'e komutanlarından biri olan Anbese bin el-Esved el-Ansi'nin çalışıp bir bahçe veya çiftlik yaptığı haberi ulaşınca (ki bu zat Humus kentinin emiriydi) O’na; “Sen kâfirlerin boynunda bulunan zillet ve aşağılığı alıp kendi boynuna taktın öyle mi!” diye mektup yazmıştır.
İnsanları cihaddan alıkoyan her şey bir zillettir ve helak olma sebebidir.
“İ’yne ile alışveriş yaptığınız, öküzlerin peşine takılıp çiftçilikle yetindiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman ALLAH size bir zillet verir ve yeniden dininize dönmedikçe sizden onu gidermez.” (Ebu Davud)
5. Düşman güçlü, biz zayıfız
Bu ifadeyi “düşman güçlü biz zayıfız, daha fazla yiyip göbeğimizi büyütmeliyiz” cümlesinin kısaltılmışı olarak görerek, bu söyleme başka bir değer biçilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
“Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.” (Enfal 65)
“Evet, siz sabır gösterir ve ALLAH'tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.” (Ali İmran 125)
Bu söylenmeler ALLAH’ın sabır göstermemiz karşılığında bize müjdelediği yardımı ve zaferi inkâr etmek değil midir? Biz zayıfız diyenler, düşmanlarımızın gücü, orduları, süpersonik füzeleriyle meşgul olacaklarına, öncelikle ALLAH’ın (c.c.) kudreti, azameti ve ordularının kuvvetine ve Rasûlullah(s.a.v)’ın (s.a.v.)müjdelediği haberlere tam olarak iman etmelidirler.
6. Önce burayı bitir hele(tebliğ görevini) sonra cihad edersin
Bu tabir cihad etmeye niyetli gencimiz için son vazgeçirme çabalarındandır. Önce akrabana davet et sonra… Önce kendini tam anlamıyla düzelt sonra… Önce cemaatini güçlendir, adam kazan sonra… Bunlar yanlış sözler değil ama söz konusu çaba için sarf edildiğinde “cihad amellerin zirvesiyken” şeytanın altıncı fitnesi gözümde canlanıyor.
“… başka ibadet ve itaatlerle meşgul olmayı gerekçe göstererek hiçbir Müslüman cihaddan ve askeri eğitimden geri kalma hakkına sahip değildir. Çünkü böyle bir şey, İblisin saptırması ve yanıltması olur. İbnu’l-Kayyim’in belirttiği gibi; şeytanın, kulun yoluna çıkaracağı engellerden altıncısı budur. Birinci engel, şeytanın kişiyi küfre düşürme çabasıdır. İkincisi, bid’atlara düşürme çabasıdır. Üçüncüsü, büyük günahları işletme çabasıdır. Dördüncüsü, küçük günahları işletme çabasıdır. Beşincisi, itaatler yerine mübah şeylerle meşgul etmesidir. İbnu’l Kayyim (Rahimehullah) şöyle devam eder: “Altıncı engel, kişinin itaat cinsinden olan ameller içerisinden ikinci dereceden öneme sahip bir ameli birinci dereceden öneme sahip başka bir amele tercih etmesidir. Şeytan en üstün ve en yararlı işler yerine bunlarla meşgul etmek için onları kul için süsler, içerdiği üstünlük ve yararları öne çıkararak sevdirir. Çünkü sevabın aslını kaybettirmeyi başaramayınca, en üstün ve en mükemmel olanı kaybettirmeye, en üstün derecelerden yoksun bırakmaya çalışır. En üstün ve en iyi yerine, ALLAH’ın (c.c.) en çok sevdiği ve razı olduğu şeyler yerine, üstün ve iyi olanla meşgul eder. Başka bir hadiste “Cihad amellerin zirvesidir” denir. Bu engeli ancak basiret sahipleri, başarı yolunda ilerleyen doğru âlimler aşabilirler. Bunlar amellere gerçek değerlerini veren ve her hak sahibine hakkını veren kişilerdir.”2
Burada ortalıkta dolaşan ve etkisi büyük olan söylemleri anmaya çalıştım sadece. Müslümanların dillerinde burada anmadığım daha bir çok şüphe ve manipülasyon bulunmakta ve bunlara itibar edilmekte. Cihadı hayatımızdan silmek amacına hizmet eden bu söylemlerin etkili olmasının sebebi, içerik olarak hepsinin de dinimiz için önemli meseleler olmasıdır. Burada, öne sürülen diğer ameller ve eylemleri önemsiz olarak nitelemeye çalışmıyoruz. Cihada toplu bir şekilde çıkılmamasıyla ilgili uyarılar ve bu konudaki Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetini yok saymıyoruz. Sadece şunu hatırlatıyoruz; Biz evlatlarımızla, malımızla, canımızla, dilimizle cihadı desteklemezsek, fâsıklar topluluğundan farkımız kalır mı?
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size ALLAH’tan, Resûlünden ve ALLAH yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık ALLAH emrini getirinceye kadar bekleyin. ALLAH fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe, 9/24)
“MUHAMMED'in nefsini kudret elinde tutan ALLAH adına yemin ederek söylüyorum ki, ALLAH yolunda savaşıp öldükten sonra dirilerek bir daha savaşıp ölmeyi ve yeniden dirildikten sonra bir kere daha savaşıp ölmeyi isterdim" (Buhari, Müslim, İmam-ı Malik)
ALLAH (c.c.) yolunda savaşıp şehid olma arzusunu bu şekilde dile getiren bir Peygamberin (s.a.v.) takipçileri, bu arzuyu taşıyan samimi mü’minleri vazgeçirme çabasında olmamalıdırlar.
GENÇ BİRİKİM DERGİSİ
Selman GAFFAROĞLU

1 yorum:

  1. Başlık uzun olmasın diye yarım kaldı burada tamamlıyayım:

    "Madem ölüm tek bir defa gelecek,
    O da neden Allah için olmasın?"

    YanıtlaSil

KUR'AN IŞIĞINDA ÖLÜM, KIYAMET, AHİRET.....Mutlaka dinleyin...

BU SİTEDE YER ALAN KONULAR

Translate

Blog Archive

Bu gadget'ta bir hata oluştu

yasal uyarı

Protected by Copyscape DMCA Takedown Notice Search Tool HAYATCEMRESİ Adlı sitede yayınlanan tüm içerik hayatcemresi2.blogspot.com'a aittir.Hiçbir şekilde izinsiz kullanılamaz.
 
Copyright © HAYATCEMRESİ - Blogger Theme by BloggerThemes & freecsstemplates - Sponsored by Internet Entrepreneur