بسم الله الرحمن الرحيم

بسم الله الرحمن الرحيم
(İnsanları) Allah'a çağıran,iyi ve faydalı iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
Fussilet suresi 33.ayet

Kutlu Doğum Programları ile Yerleştirilmeye Çalışılan Soft Peygamber Algısına Reddiye

Henüz 29 Yaşında Hakka Yürüyen bir Şehid'in Dilinden Muhteşem Bir Sohbet

31 Aralık 2010 Cuma

KÖŞE YAZARLARINDAN YILBAŞI NOEL BABA ve HALİMİZ

"Kim bu yolu(mü'minlerin yolunu), iyice tanıdıktan sonra, peygambere zıt düşer de müminlerin yolundan başka bir yola koyulursa, kendisini koyulduğu yolla baş başa bırakır, sonra da cehenneme atarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir." 

                                                                                   (Nisa suresi 115.ayet)

Resul-i Ekrem (S.A.V.) efendimiz buyurmuşlardır ki: "Bir kavme benzemeye çalışanlar o kavimdendir.."

                                                                       (İmam-ı Ahmet ve Ebü Dâvut)

Peygamberimiz (S.A.V.), diğer bir hadis-i şerifte buyurmuşlardır ki: "Bizden başkalarına benzemeye özenenler bizden, bizim milletimizden değildir."

                                                                          (El-Cami’üs-Sağîr.)

**********************
Ali Bulaç-Yeni yıl, Hz. İsa, Noel Baba!  

2010 yılının son günü. Akşam dini hayatından çıkarmaya başlamış dünyanın insanları, vefasızca bir seneyi arkalarına atarlarken, yeni yılın gelişini kutlayacaklar.

Geçen zaman, kenara atılmış bir çaput gibi atılıyor sanki.

Son yıllarda bize ait olmayan bir dünyanın zaman, eğlence ve din telakkisinin derin etkisinde olan insanlarımız -buna muhafazakârlar da dahildir- bu ritüellere ve eğlence ayinlerine katılıyorlar. Çam ağaçları süslenip dilekler tutulacak, hindiler kesilip yenecek, sabaha kadar eğlenip içilecek, aile bireyleri ve yakınlar birbirlerine hediyeler verecek. Abu Dabi'de bir otel, sonradan görmenin ve yozlaşmanın somut göstergesi olarak 27 milyon dolara dev bir çam ağacı yaptı. Kurban Bayramı'nda "hayvan katliamı oluyor" diye yeri göğü birbirine katanlar, hindilerle ilgili hiçbir şey söylemeyecekler. Koyun, kuzu ve ineklerin hakları var, hindilerin hakları yok, hayvan bile sayılmazlar.

Miladi yılbaşının alternatifi, Hicri yılbaşı olan 1 Muharrem'i kutlamak değildir. Biz tevhid dinine inananlar, iki bayramı (Ramazan ve Kurban) kutlar, cuma gününün hayırlı olmasını diler ve sadece Kadir Gecesi'ni ihya ederiz. Günlerden cuma, aylardan Ramazan, bayramlardan Ramazan ve Kurban, gecelerden Kadir Gecesi dışında kutlanacak bayram veya gün yoktur.
******************************

Hüseyin Öztürk -Midemiz, hislerimiz ve gözlerimiz
.........................................

Bugün 2010 yılının son, yarın da 2011 yılının ilk günü. Takvimdeki 2010 rakamı, 2011 olunca insan hayatında ne değişecek acaba?

Günümüz insanları olarak midemize, hislerimize ve gözlerimize raptettiğimiz bir hayatı, değiştiremedikten sonra takvimlerin değişmesi ne işe yarar?

Midesine teslim olmuş bizlerin ister istemez hisleri o yönde hareket edecektir. Hisleri midesine “sendeyim” diyen kişinin gözleri de ister istemez ikisinin istediğini görecektir.

Midesi, hisleri ve gözleriyle hayatını anlamlandıran insanların beyinleri, “asla” asli vazifesini yapamadığı için körelir ve sadece bu üçüne hizmet eder hale gelir.

Manevi değerler, maddi gözlüklerle görülmeye başlanır. Mesela adam bilir ki haram parası vardır, zekât vererek bu paradan kurtulmak ister. Yüzlerce örnekten biri.

Bizim gibilerin, yani midesiyle, hisleriyle ve gözleriyle hayata bakanların sevgileri sahtedir, merhametleri buhar gibidir, muhabbetleri yine o üçüne bağlıdır.

Kısacası dostlar; yeni yıla girerken aynaya bakıp, yüzümüze karşı bunları söyleyebilmeliyiz.

“Ben bunları kabul etmiyorum” diyenler olursa, sözlerim onlara değildir.

********************************************

Mehmet Talu-Yılbaşı, toplumsal bir isyandır
....................................................
Hıristiyan gibi yılbaşını kutlamak, yılbaşı eğlenceleri tertiplemek, milli ve dini şahsiyetimize aykırıdır, imanımızı yaralamaktır. Noel ve yılbaşını kutlamak ibadetlerimizi, ahlâkî ve millî değerlerimizi yaralar. Cemiyet hayatımızı bozar. Dinsizlik ve manevi yoksulluğu arttırır. Bu hıristiyan geleneğinin yurdumuza yılbaşı kutlaması adıyla gün geçtikçe yayılması; rağbet duyması ve özel teşvik görmeye başlaması milletimiz, vatanımız için hiç iç açıcı değildir. Çünkü milletler, dinî inançları ve milli örf ve adetleriyle tanınırlar ve onlarla yaşarlar. Dün hıristiyanlığın şu geleneğini, bugün de bu geleneğini alırsak, aldığımız her gelenek milli bir geleneğimizi yıkar, onun yerine oturur. Bu ise çok şeyler kaybettirir. Elimizdeki nimetlerin elimizden gitmesine sebep olur. Bu yılbaşı ile değişen sadece takvim ölçülerimiz değildir. Kendi özbenliğimiz de değişti.
********************************************
Şevki Yılmaz-Her değişim bir kelimeyle başlar
..............................................
Şunu iyi bilelim ki, biz Müslümanlar 1432. yeni yılımızın başlangıcı olarak Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz’in hicretini esas alırız. İbrani takvimine göre ise 4 ayrı yılbaşı vardır, bugün kullanılan ve takvim yılı olarak 5771. yılı gösteren İbrani takvimi ise Musevi inancına dayanan varsayımsal bilgiye göre Evrenin yaratılış gününü esas almaktadır. Hıristiyan alemi de Hz. İsa (a.s)’ın babasız dünyaya gelişindeki mucizevi doğumu takvimlerinin başlangıcı yapmıştır. Bütün bu yeni yılların başlangıcı peygamberlerin şanlı mücadelelerine dayanır. Miladi olsun, Hicri olsun yeni yıl takvimlerinde İslam’ın hakimiyeti vardır. Dine dayanan ve bir büyük Peygamberin doğumunu esas alan bir miladi yılın gecesi olan yılbaşı içkiyle, fuhuşla ve çılgınca eğlenceyle nasıl kutlanabilir? Ellerinde içki şişeleri sarhoş naralarıyla “İYİ Kİ DOĞDUN İSA” hezeyanlarıyla nasıl kutlanabilir?

Bu haram sahneler Allah’a isyan değil midir?

Peygamberlerle alay etmek değil midir?

Onlar içkiyi, zinayı, fuhşu ve faizi yasak etmek için mücadele edecekler, iman ettiğini söyleyenler de onlarla dalga geçercesine bir Peygamberin doğumunu yasak ettiği yollarla kutlayacaklar!
*******************************
Gazete isimlerine tıklayarak yazıların tamamını okuyabilirsiniz.
İslamda batıla benzemenin hükmü ile ilgili geniş açıklamaları buradan okuyabilirsiniz.

ÖNEMLİ NOT:

31 ARALIK 2010 CUMA AKŞAMI TV NET'TE KADİR MISIROĞLU İLE YILBAŞINI BOYKOT PROĞRAMINI KAÇIRANLAR KADİR MISIROĞLUNUN SİTESİNDEN İZLEYEBİLİRLER..

28 Aralık 2010 Salı

FACEBOOK ve BOYKOT


Camimizin Facebook sayfası açılmıştır.
Bu başlık aslında Başakşehir’deki bir caminin cemaatine yaptığı duyurunun başlığı. Muhtemelen cami imamı veya cemaatten birileri tarafından açılan sayfaya, cami cemaatinin üye olması için yapılmış bir duyuru. Caminin sayfasına şu ana kadar 40 kişi üye olmuş.

Sanırım amaç vakit namazlarında camide toplanan cemaati akşamları internette gezinirken de bu sayfada toplayıp sanal bir cami cemaati kurmak. Böylelikle cemaat üyeleri, facebook’taki sayfa aracılığıyla birbirlerine fotoğraf, video, davetiye vs. gönderip namazda aynı safta dururken kurdukları manevi bağı sanal bağla güçlendirmiş olacak. Mesela İsrail askerlerinin acımasızca öldürdüğü Filistin’li çocukların videosunu birbirleriyle paylaşıp videonun altına İsrail’e lanet mesajları yazacaklar. Ya da İsrail ürünlerini boykot için üyeler birbirine mesaj gönderecektir.

Fakat çoğu üye bunu yaparken farkına varmadan boykot ettiklerini zengin ettiğinin farkında olmayacak maalesef.

Çünkü Facebook, Mark Zuckerberg isimli Yahudi bir Amerikan tarafından kurulmuş bir site. Zuckerberg Yahudi şeriatına göre büyütülmüş ve ona göre yaşayan dindar bir Musevi. Bugün 500 milyon üyesi olan ve 41 milyar dolar değere sahip site onu da zengin etmiş durumda. Zuckerberg’in 7 Milyar dolar servetinin olduğu tahmin ediliyor. İnternette biraz araştırıldığında onun bu servetinden Yahudi kurumlarının da yararlandığı görülebilir.

Cami cemaatinin hüsn-ü niyetinden şüphem yok. Ama gelin görün ki birilerinin koyduğu kurallarla siz o birilerini yenemezsiniz. Kuralları kim koyarsa galip de o oluyor.

Bizler bir yandan İsrail ürünlerini boykot edip onları ekonomik olarak çökertmeye çalışırken öbür yandan İsrail’i facebook’a üye olarak zengin ediyoruz. Bilinçsiz davranışlarımızdaki bu çelişkiler yüzünden Yahudileri elimizle beslemiş oluyoruz.

Facebook gibi sitelere üye olmak o kadar da elzem değil. Eski arkadaşları tekrar buluşturmak gibi bir faydasının olduğu doğrudur. Ancak işin dozu kaçınca birileri sırtımızdan sayamayacak kadar çok paralar kazanmış oluyor.

Teknolojinin insanlığa sunduğu kolaylıklardan elbette ki faydalanacağız. Bu konuda Yahudilerin ne kadar maharetli olduklarını da kabul etmek gerekir. Yalnız bir cami için de sayfa açılması bende biraz dengeyi kaçırdığımız kanaati uyandırdı. Eğer cami facebook’a girmişse facebook da camiye girmiş demektir. Facebook camideyse onun zihniyeti de zihniyet sahipleri de camide demektir. Camide facebook muhabbeti yaparak reklamını yapmak bu iddiam için basit bir örnektir.

Unutmamalıyız ki, sebep caminin sayfasına üyelik de olsa facebook’un üye sayısının artması en çok Yahudi sahiplerinin işine yarayacaktır. Çünkü daha çok üye daha çok tıklanma, daha çok tıklanma daha çok reklam demektir.

Bu aşırılıktan kurtulmanın iki çözümü görünüyor. Birisi, facebook muhabbetini tadında bırakmak. Diğeri, Yahudiler gibi davranmak. Yahudiler der ki; “ Bir işte ilk değilsen bari ikinci ol”. Facebook alanında ilk olduğu için bu kadar popüler oldu. Ama ondan esinlenip daha güzel sosyal paylaşım siteleri kurulabilir.

Bunu da yapamıyorsak muhabbetimizi facebook’a rakip sitelerde devam ettirebiliriz. Ya da caminin çay ocağında face to face (yüzyüze) sohbete devam edeceğiz.

En azından Yahudileri zengin etmemiş oluruz.


24 Aralık 2010 Cuma

KUTLU BİR RÜYA ve BİR HİDAYET HİKAYESİ

"Onlar iman etmişlerdir ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşur. Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura erebilirler."

" İman edip iyi ameller işleyenlere ne mutlu, onları güzel bir gelecek beklemektedir."
                                                                           Rad suresi 28-29.ayetler

Aşağıda alıntılayıp sizlerle paylaştığım hidayet hikayesi,Ümmetiz.biz.sitesinin moderatörlerinden Ebu Ömer kardeşimizin hikayesidir,ben çok etkilendim, burada yayınlamak için,oğlum kendisinden izin aldı,isteyen herkesin alıp yayınlayabileceğini,önemli olanın insanların hayra yönelmelerine vesile olması olduğunu belirtmiş.
Bana,tebliğ bölümleri ile üstad Hasan El Benna'nın hayat hikayesini hatırlatan, yaşanmış bu güzel ve hayret uyandıran hikayeyi dilerseniz şimdi beraber okuyalım:
**********************
HAMD ALEMLERİN RABBİNE SELATU SELAM EFENDİMİN ÜZERİNE OLSUN...
Can kardeşlerim !

İslam'la benim tanışmam 1986 şubat ayında başladı.Hidayet bulmadan önce çocukluk yıllarımda KUR'an okumasını biraz da olsa biliyor ve bir sene kurs hayatıyla birlikte Kur'an la tanışıklığım vardı.Bu sure zarfında İslam'a merakım olduğu gibi ayrıca kötü arkadaşlarımın vesilesiyle sürekli okul önlerınde kavga eden ve kavgadan sonrada sınıfı dağıtan bir ortamımız vardı.Çevremiz genişti ve haksızlığa hiç tahammül edemezdik.Zamanla bu hayat beni bunaltmış dersleriminde zayıf olmasına sebebiyet vermişti,ilk yarı karneyi aldığımızda evden çok laf işitmiştim.Babamda yurt dışında olması hasebiyle adeta yanlız büyüyordum..
  
Çok bunalmıştım ve herşeyden çok sıkılmıştım..şubat soğuğu o dönem ist.bilenler bilir 86 da 1m kar yağmıştı ve evlere kapanmıştık.İşte ne olduysa o zaman oldu.
  
Bir gece yatarken EFENDİMİZİ rüyamda gördüm.Onun yatağında beni yatırdılar Nurdan melekler(nur şeklınde gözüktüler)bana efendimizin hırkasını giydirdiler.Ben şoka girmiştim, dediler ki bu senin üzerine iyi yakıştı.Efendimiz geldi ve yatağından kalktım beni kendisi Medine sokaklarında gezdirdi ve mescidde abdest aldırdı.Ben uyandığımda terler içindeydim ve kalbim tamamen imanla doluydu.Herşeyim zihni yapım tamamen değişmişti.Sabah kalkar kalkmaz Kur'an okumaya başladım ve o kadar lezzet alıyordum ki sabahdan akşama kadar okumaya devam ettım, yarın oldu gene ve hergün bu şekilde devam etti Kur'anın başından hiç kalkmadım sadece ihtiyaç ve namaz arası, ailem ve akrabalarım çok korktular benden oğlumuz delirdi diye..15 gün bu şekilde devam ettim..
Gene rüyamda davet etmem istendi çevremi ve arkadaşlarım gözümün önüne getirildi .Bir yandan da bir zat bana bunları uyarsanda uyarmasanda birdir bunlar hakkı anlamazlar dedi ve ilk kez böyle bir söz duymuştum..sonraki yıllarda anladım bu ayet mealiydi...Çevreme tebliğe başladım önce benden 1 yaş büyük olan amcamı davet ettim namaza o hamd olsun geldi ve arkadaşımı, o da başladı ve diger arkadaşım o da beraber derken artık mescidden eve gelmiyorduk, sürekli tebliğ ediyorduk, ama bilinç yoktu..Kur'an ve namaz hocasından başka kitap bulamadığımızdan nerde takvim yaprağı ve eski kitap varsa onu okuyor hatta dağınık yaprakları toplayarak hamurla yapıştırıp cilt yapıyor ve okuyorduk..çünkü çevremızde kimse yoktu bize dinimizi anlatacak..camideki dedelerden dini konular dinler birçok hurafeyi de beraberinde alırdık..Neyse Rabbimiz yolumuzu açtı ve bir temmuz günü biz kardeşlerimizle namaz kılarken iyi insanlarla tanıştık ve bizi sohbete götürdüler çok azdı sohbet 8 kişi camiide yaptıktan sonra işte dedim kendi kendime aradığımı buldum ve hamd olsun yıllarca beraber olduk..
ONLARLA TANIŞTIKTAN SONRA artık yerimde duramıyor onlarla birlikte akşamları sokaklarda gençlere İslam'ı anlatıyor ve camiye getiriyorduk..onlarca genci bu şeklide camide o dönem vesile olmuştuk..Babam yurt dışından geldiğinde sevinmiştim babamla beraber namazlara gider onu derslere götürürüm diye ama olmadı tama aksine benim mücadele işte burada başladı sürekli evde kavgalar mücadele ve birçok sıkıntı..En sonunda babam dayanamadı bana ve oğlum ya sen git ya ben gideyim dedi ve ben evden uzaklaştırıldım.Günlerce hatta aylarca dışarıda yattım kardeşlerimin evinde öğrenci evlerinde vs.eve geldiğimde akrabalarım babamı kışkırtıyor ve oğlunu kurtar diye babama nasihat ediyorlardı..Bana insafsızca şu teklifi ediyorlardı oğlum derdin ne gel sana para verelım bolca git kızlarla gez,en güzel yerlere getirelim seni, beni hala anlamıyorsunuz diye ağlayarak evden gene gidiyordum...
İman ateşi bizleri fena yakmıştı ..uzaktaki akrabalar duymuş kimi bize destek veriyor kimi bizi dışlıyordu.Almanya'dan biri gelmişti, adam sırf bizi görmek için ve mücadelemizi anlamak için inanın o bana süper moral olmuştu ve hamd ettım ALLAH'a...davet yerini bulmuştu..Birgun sohbet çıkışı şiddetli yağmur yağıyordu,benim üzerimde birşey yoktu kardeşimle beraber o yağmurun coşkusuyla tekbir ve selavat getirip bağırarak sokakta yolumuzu alıyorduk iyice kaptırmıştık kendimizi ve köşeyi tam dönerken malum polis bizi otosuna aldı ve ilk polisle tanışıklığım orda oldu sonrası malum...
Artık yıllar geçmişti tam 13 sene, burada anlatamayacagım çok güzel günler dostluklar oluştu hayatın her sahasında mücadele edildi.Birgün babamla otururken bana söylediği tek cümle işte o cümle''oğlum biz sana yıllarca zulmettik evden kovduk her baskıyı kurduk akrabalarımızla birlikte ama sen yılmadın hep mücadele ettin, evladım şunu bil ki sen hep haklıydın biz haksızdık.Bizlere hakkını hellal et dedi.
Geçen yıllar hep aklıma geldi o karda çıplak terlikle İstanbul'u dolaştığım ve 3 gün açlıktan baygınlık gecirdiğim yıllar ..olsun bunların hiç önemi yoktu artık,önemli olan onların hidayetiydi,hamd olsun evimde herkes namaza başladı akrabalarım köylülerim hepsı,içkisiz sofra olmazdı bizim düğünlerde ama elhamdulillah sohbetsiz ve marşsız düğün olmaz şimdi.
Aradan tam 22 yıl geçti hidayete erdiğimden beri yani yeniden doğduğumdan beri..Şimdi yiğenlerim çocuklarım ve gelinlerimiz sohbet çalışmalarının içinde.
Hamd olsun bize hidayeti lütfeden ALLAH'a ve bizi bu davete ulaştıran Efendımız (s.a)'e..
Kardeşlerim hakkınızı helal edin değerli vaktinizi aldıysam...

23 Aralık 2010 Perşembe

AŞURE YAPIMI ve PÜF NOKTALARI

"Bir zencinin rengini değiştirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yürekler vermektir."
Bizim evde yaz kış sıcak soğuk her zaman yapılabilen bir tatlıdır aşure.
Çocukluğumun geçtiği Payamlı köyünden kalma bir alışkanlıkla, hep sıcak yemekten hoşlandığım,portakal kabuksuz yapmadığım ve üzerinde tarçın ve fındığı olmazsa yiyemediğim güzel bir tatlıdır aşure...
Ayrıca loğusalık dönemindeki anneler için çok faydalı,anne sütünü artıran sağlıklı bir tatlı.Dilerseniz şimdi aşure yapımına geçelim,bakalım bu yiğit :) yoğurdu nasıl yiyormuş :)

22 Aralık 2010 Çarşamba

BADEMLİ SÜTLÜ İRMİK HELVASI

"İş, İnternet, Televizyona Gelince Zamanımız Çok..
Namaz ve İbadete Gelince Vakit Yok!.. Ey Müslüman! Öleceksin ALLAH'dan Kork!"
***************
"3 Günlük Dünya İçin Gayret Üstüne Gayret, Ebedi Bir Hayat İçin NEDEN Gayret Yok ?Hayret!!!
*********************
"İşe giderken geç kalmıyoruz
neden?
çünkü belli bir ücreti var...
''NAMAZ''ı kılmıyoruz acaba ücreti
(CENNET) az mı geldi ? "

Rabbimin adıyla...
Soğuk ve yağmurlu bir Ankara sabahına uyandık bugün...
Soğuk olmuş bizim gibi tuzu kurulara ne gam!Rabbim soğukta olanlara,ihtiyaç
sahiplerine,hastası,derdi olanlara yardım etsin(amin).O'na hepimizin ihtiyacı var ancak insan sıkıntılı ise bu ihtiyacı daha bir fazla hissediyor,halimize ne kadar şükretsek azdır,O'na yarattığı şeylerin zerrelerince şükürler olsun.
İnsan değişken bir varlık,daha önce sevdiğimiz yiyecekleri,daha sonra yemek istemediğimiz veya bunun tam tersi önceden yemediklerimizi de yaş ilerledikçe yemeğe başladığımız oluyor.

ELMALI CEVİZLİ KEK

"Ölümün bizi nerde beklediği belli değil, iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim."
(MONTAIGNE)

Yüceler yücesi Rabbimin adıyla...
Çaylı kek gibi yine az malzeme ile yapılmış,ama en az sekiz kişiye yetecek bir kek tarifini vermek istiyorum.Kekte elmayı çok severim,tabii elma olursa yanında ceviz ve tarçında olmazsa olmazlardan,ben bu üçlüyü birbirine çok yakıştırıyorum,herkes de yakıştırıyor ki çok kullanılan bir üçlü.Şimdi de elmalı kekimizin tarifine geçelim.
MALZEMELER
1 adet yumurta,
1 çay bardağı tepeli toz şeker,
3 yemek kaşığı zeytinyağı,
1,5 çay bardağı süt,
3 çay bardağı un,
1 paket kabartma tozu,
çay kaşığının ucunda karbonat,
1 çay bardağı iri kıyılmış ceviz içi,
1 adet,soyulmuş rendelenmiş orta boy elma,
1 çay kaşığı toz tarçın,
portakal kabuğu rendesi,
YAPILIŞI:
şeker ve yumurta çırpılır,
diğer malzemelerde ilave edilip karıştırılır,
yağlanmış kek kalıbına veya istediğiniz küçük boy bir tepsiye hamuru dökün,
kek kalıbınız yoksa,yukarıdaki gibi kek kalıbı yapabilirsiniz.
önceden ısıtılmış 200 derece fırına sürün,
kabarınca ısıyı biraz düşürün,
üzeri kızarınca kontrolünü yapıp fırından alın,
soğuyunca kesip servis yapın,afiyet olsun.

21 Aralık 2010 Salı

KLASİK MUHALLEBİ TARİFİ

"Kalp ne ile doluysa dudaklardan O dökülür gider."
(GOETHE)


    Rabbimin adıyla başlarım...      
Bizim büyük çocukların en sevdiği,bu yüzden de sık sık yaptığım çok kolay bir tatlı olan muhallebinin tarifini vermek istiyorum.
Vereceğim tarif isimde belirttiğim gibi klasik olanı,ama, yaptığım zaman içine hindistan cevizi veya portakal veya limon kabuğu rendesi ilave ediyorum,içine ilave edilecekler tamamen sizin damak tadınıza kalmış.Ayrıca yarı yarıya un ve nişasta ile de yapabilirsiniz.

20 Aralık 2010 Pazartesi

FIRINDA HAVUÇLU PIRASALI PATATESLİ ISPANAK

               HIRİSTİYANLAR ALİM OLDUKÇA, MÜSLÜMANLAR CAHİL OLDUKÇA DİNLERİNDEN UZAKLAŞIRLAR.
                                                            (CHARLES MİSMAR )
Rabbimin adıyla başlarım...
İki gün üst üste fırında ıspanak pişirdim.İlk gün soğanlı ve bol ıspanaklı,ikinci gün pırasalı  olanı pişirdim,soğanı daha çok yakıştırdım,pırasalıda da ıspanak en az 1 kg.olursa daha güzel olur çünkü ıspanak daha az olursa pırasanın tadı baskın geliyor,tercih sizin.Kahvaltıda yenilebileceği gibi,başlı başına bir yemek olarak da, yanında yoğurt eşliğinde harika olur,içinde o kadar çok çeşit varki başka bir şey aramak israf olur.
Rabbim nimetlerin kadrini bilip şükredenlerden eylesin hepimizi(amin).
MALZEMELER
en az 700 gr.(daha fazla da olabilir)yıkanıp ayıklanmış,sapı,kökü ve yaprakları ile 1-2 dak.haşlanıp suyu sıkılmış,doğranmış ıspanak,
yarım demet yıkanıp doğranmış maydanoz,
1 adet küçük doğranmış kuru soğan,veya 1-2 dal pırasa,
1 adet yıkanıp iri rendelenmiş küçük havuç,
1 adet yıkanıp soyulmuş,iri rendelenmiş küçük patates,
3-4 adet yumurta,
4 yemek kaşığı galeta unu,
silme 1'er çay kaşığı karabiber ve pulbiber,
1 su bardağı kadar rendelenmiş beyaz peynir,
peynir tuzsuzsa tuz,
3 yemek kaşığı zeytinyağı,
üzerine serpmek için kaşar rendesi,
YAPILIŞI
yumurtalar yıkanıp bir bütün malzemelerin sığacağı bir kaba kırılır,diğer malzemelerle beraber iyice karıştırılır,yağlanmış fırın kabına yayılır,
önceden ısıtılmış 220-230 derece fırında yaklaşık yarım saat pişirilir,fırından alınıp üzerine kaşar serpilir,tekrar fırına verilir,kaşarlar eriyip kızarınca,fırından alınıp sıcak servis yapılır.
ıspanağı daha bol ve soğanlı olan bir gün önce pişirdiğim fırında ıspanak
Not:
Bu yemeği peynir kullanmadan veya içindeki peyaz peynir yerine kavrulmuş kıyma ilave ederek,üzerine kaşar serpmeden,yukarıda, birleşik resimdeki 5 numaralı haliyle de bırakabilir,üzerine sarmısaklı yoğurt döküp öyle de servis yapabilirsiniz,her hal-ü karda çok lezzetli
bir yemek,kolay gelsin,afiyet olsun. 

18 Aralık 2010 Cumartesi

BİSKÜVİLİ KOLAY PASTA- 2

"İki yüzlünün dilinde tat, kalbinde fesat gizlidir."
Rabbimin adıyla...
Daha önceki bisküvili pastalardan çok farklı olmayan,farkı sadece görüntüsünde ve süsleme malzemeleri ve içindeki çikolatasında olan,en fazla 20 dak.da hazırlanabilecek basit bir pasta.Ayrıca bu pastanın hem bisküvileri hem de kreması kakaolu,yapanlara kolay gelsin,afiyet olsun. 
MALZEMELER
4 su bardağı süt,
2 yemek kaşığı un,
2 yemek kaşığı nişasta,
1 çay bardağı şeker,
portakal kabuğu rendesi,
piştikten sonra içine ilave etmek için,1 çay bardağı şeker,2 paket kadar kakaolu petibör bisküvi,
                                                          1 yemek kaşığı tuzsuz tereyağı,
                                                               ^^^^^^^^^^^^^^^^^^
ortasına serpmek için damla çikolata,
YAPILIŞI
pastanın kreması hazırlanır,bisküviler geniş ve yayvan bir cam kaba bir sıra dizilir,üzerini kapatacak kadar krema  gezdirilir,tekrar bisküvi dizilir,bu şekilde krema bitip en üstte krema olacak şekilde işlem tamamlanır,üzeri istenilen malzeme ile(fındık,fıstık,ceviz,hindistan cevizi vb.) süslenir.


15 Aralık 2010 Çarşamba

FINDIKLI ÇİKOLATALI ÇAYLI KEK

"Başınıza gelen bir musibet,kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.Bununla beraber O(c.c) bir çoğunu affeder."
(Şura suresi 30.ayet)

Alusi'nin naklettiğine göre Şura suresi 30.ayet nazil olunca Hz Peygamber(s.a.v) şöyle buyurdu:
"Nefsim elinde olan (Allah)'a yemin olsun,bir değneğin sıyırması,bir damarın çarpıntısı,bir taşın yaralaması ve bir ayağın tökezlemesi mutlaka bir günah sebebiyledir.Aziz ve Celil olan Allah'ın bağışladığı ise daha da çoktur."
(El-Esas Fi’t Tefsir 13.cilt sayfa 151)
Allah'dan sıhhat afiyet isteriz,ama bir kaza ile karşılaştığımızda,başımıza bir kötülük geldiğinde de sabrederiz,şükrederiz çünkü Rabbimiz bizi unutmamıştır ve başımıza gelenler inşaAllah günahlarımıza keffaretttir.
Hz. Peygamber(s.av) şöyle buyuruyor:
"Mü'minin işi hayrete şayandır. Zira işinin hepsi onun için hayırlıdır. Bu özellik yalnız mü'mine özgüdür. Zira sevinirse şükreder. Bu ise onun için hayırlıdır. Başına belâ gelirse sabreder. Bu da onun için hayırlıdır" (Riyâzüs-Sâlihin, 1, 54).
Şu sıralar altı kişilik ailemizin iki kişisi evde olmadığı ve en küçük oğlum da fazla bir şey yemediği için yaptığım her yiyeceği çok az miktarlarda yapıyorum,bu kek içinde bu geçerliydi.Az malzemeye rağmen yine de bereketli bir kekti,malzemeleri eşit oranda artırıp miktarı çoğaltabilirsiniz.
MALZEMELER:
12 adet kek için:
1 adet yumurta,
1 çay bardağı tepeli toz şeker,
3 yemek kaşığı zeytinyağı,
2 çay bardağı soğumuş demli çay,
3 çay bardağı un,
1 fiske tuz,
1 paket kabartma tozu,
çay kaşığının ucunda karbonat,
1 çay bardağı iç fındık,
1 yemek kaşığı kokao,
12 çay kaşığı damla çikolata(her bir parça için 1 çay kaşığı )
YAPILIŞI:
Temiz bir kağıt üzerinde fındıklar merdane ile iri parçalar halinde kırılır,
kek kalıbına kağıt kek kalıpları yerleştirilir,yumurta fırçası yardımı ile içleri,kekin kağıttan kolay ayrılması için hafif yağlanır,
şeker ve yumurta çırpılır,
fındık ve çikolata hariç diğer malzemelerde ilave edilip karıştırılır,
her kek kalıbına 2'şer yemek kaşığı hamur konulur,üzerlerine birer kaşık damla çikolata ilave edilir,kalan hamurla da çikolataların üstü kapatılır,
hamur bütün parçalara eşit olarak dağıtılıp bitirilir,en üste de fındık serpilir,
fındık da bütün parçalara eşit olarak serpilip bitirilir,
önceden ısıtılmış 200 derece fırına sürülür,kekler kabarınca 10 dak.sonra,ısı 175 dereceye düşürülür,10-15 dak.sonra kürdanla kontrolü yapılıp fırından alınır,afiyet olsun,şükrünüz bol olsun. 

14 Aralık 2010 Salı

KAR ve TEFEKKÜR

AFFET
Göz kaptırdığım renkten,kulak verdiğim sesten,
Affet senden habersiz aldığım her nefesten...
                                             Necip Fazıl
"Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler."
                                                       Yusuf suresi 105.ayet
"Allah, evlerinizi sizin için bir huzur ve sükun yeri yaptı ve sizin için davar derilerinden gerek göç gününüzde, gerekse konaklama gününüzde, kolayca taşıyacağınız evler; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (faydalanacağınız) bir ev eşyası ve bir ticaret malı meydana getirdi."
                                                        Nahl suresi 80.ayet 
"Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz."
                                                       Taha suresi 124.ayet
"Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takva iledir."
                                                      Taha suresi 125.ayet
"İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler."
                                                      Enbiya suresi 1.ayet 
              Her kış karın yağmasını sabırsızlıkla beklerim.Bu yıl bu bekleyiş daha uzun sürdü ve nihayet

KERBELA OLAYI ve ALINACAK DERSLER

 

Her gün Aşura,her yer Kerbela

Aylardan Muharrem, günlerden Aşura olunca, diller başkasından söz etmek istemiyor, kalemler başkasını yazmıyor, zihinler başkasını düşünemiyor. Biz de kendimizi bundan beri tutamıyor; tarihte geçen bu acı olayı anmaya değil, anlamaya, birilerine övgüler yağdırıp, birilerine lanetler dizmeye değil, yaşanan o acı olaylardan ders çıkarmaya çalışıyoruz. 
öncelikle Kur’an’dan ilham alarak bir tarih bilinci oluşturmak zorundayız. Böyle bir bilinci vahyin bereketli mesajlarından mahrum olarak belirlemek mümkün olmayacağı gibi, faydasının olacağını söylemek de imkânsızdır. O halde şu temel soruya cevap bulmak zorundayız: Kur’an bize nasıl bir tarih bilinci verir? Bu konuda birçok önemli mesaj sıralanabilir; ama en mühim gördüğümüz 7 noktayı burada hatırlatmakla yetiniyoruz.
1- Tarih, bir övgü ya da sövgü malzemesi değildir.
2- Tarih, güzel tabloları ile örnek, yanlış tabloları ile ibret olan bir vesikadır.
3- Tarih, gizlemenin, horlamanın veya kutsamanın değil, anlayıp, kavramanın fayda vereceği bir tecrübe mirasıdır.
4- Tarih, ataların yaptıkları güzelliklerin sadece söz ile tekrarlanıp durulduğu bir hava atma sermayesi değil, güzelliklerin tüketilmeyip, üretilmesi gereken bir alandır.
5- Tarih, atalarının yaptıklarıyla çocuklarının, çocuklarının yaptıkları ile atalarının sorumlu tutulamayacağı, ancak zihniyetlerin sorgulanması gereken bir terekedir.
6- Tarih, mezardakilerin yaptıklarından dolayı pişman oldukları şeyleri, tartışıp durma değil; “neden, nasıl, niçin” sorularına cevap bulup aynı hatalara düşmeme vesilesidir.
7- Tarih, tekerrürü her an imkân dâhilinde olan bir alan olduğunu unutmadan, sürekli hatırda tutulması gereken önemli bir sermayedir.
Tarihimizi okurken işin başında böyle bir bilinci elde etmemiz, elbette ki bizlere birçok istifade kapısını açacaktır. Bu gözle Muharrem ayının en acı olayı olan Kerbela hadisesini değerlendirirsek, 1368 yıl önce olan bu hadiseyi daha iyi anlar, hadisenin en büyük kahramanı olan İmam Hüseyin’in ne adına mücadele ettiğini daha iyi kavrarız.
Amacımız İmam Hüseyin’i ve mücadelesini sadece anmak değil de, anlamak olursa hemen zihin dünyamız birçok sorunun muhatabı olur. Birkaçına burada yer vermek gerekirse şunları söyleyebiliriz: “Neden bu olay oldu? Neden daha Efendimiz’in kabrinin üzerindeki sular kurumadan İslâm toplumu bu hale geldi? İnsanlar nasıl Peygamber torununu katledecek kadar canileşti? Neden Hz. Hüseyin sonunda ölüm olduğunu çok iyi bildiği bu yolculuğa çıktı? Madem İmam Hüseyin şehit olacağını biliyordu, o halde hanımlarını ve çocuklarını ta Irak topraklarına neden götürdü?
Bu ve bunun gibi onlarca soruya cevaplar bulmamız; bize Kerbela hadisesini daha iyi anlatacak ve bizleri yüzyıllar sonrasında bile İmam Hüseyin’in en gür sedası ile haykırdığı hakikatleri işitebilecek bir yüreğin sahibi kılacaktır. Nasıl mı? Sadece bir örnekle nasıl olduğunu anlamaya çalışalım.
İmam Hüseyin, Medine’den ve Mekke’den çıkmak zorunda kaldığında onu engellemeye çalışan, başta ümmü Seleme validemiz olmak üzere onlarcası İmam’a; “Ey Hüseyin! Ne olur gitme Kufe’ye. Onlar baban Ali’yi ve abin Hasan’ı nasıl yüzüstü bıraktılarsa seni de öyle bırakacaklar” demelerine rağmen; O “Ben gitmek zorundayım” diyordu. İmam’a bu zorunluluğu yükleyen kimdi? İnsanlar merak ediyorlardı ve “Kim size bu zorunluluğu yükledi” diyorlardı. İmam sessiz kalıyordu, O’nu engellemeye çalışanlar anlıyorlardı ki; emir büyük bir yerdendir ve İmam kendi inisiyatifi ile değil, kendisine yüklenen misyonu yerine getirme adına Kufe’ye doğru gidiyordu. İmam’a bu misyonu biçen ve böyle bir görev yükleyen otorite, yüzyıllar önce Hacer’i vadisinde bir tek ot bitmez Mekke’ye bıraktırmıştı. Hacer, eşsiz bir teslimiyet göstermişti de, o teslimiyet
zemzem olmuştu. Şimdi aynı emrin sahibi Hüseyin’e “git” diyordu. Hüseyin gidecek ve kanını o ihanet toprağında, nifakı iman zanneden cehalet ocağında kanını bir zemzem safiyetinde akıtacaktı. Ta ki karanlık dünya aydınlansın, cehaletin kara perdeleri, İmam’ın al kanı ile aralansın ve ölü topraklar Ehl-i Beyt’in o dirilten iksiri ile yeniden hayat bulsun.
İmam Hüseyin, Kerbela’nın toprağında zalim kılıçlar altında doğranırken kıyamete kadar gelecek tüm insanlığa zilletle yaşama yerine, onurla ölmeyi öğretiyordu. Kerbela meydanında kılıç sallayan tarafların kimler olduğunu âleme öğretiyordu. Kimin kabile adına, kimin ğanime/ganimet adına, kimin ise akide adına mücadele verdiklerini öğretiyordu. Şehadetin bir yok oluş değil, büyük bir başlangıç olduğunu; bir kayıp değil, en büyük kazanç olduğunu tüm insanlığa öğretiyordu. Her günün Aşura, her yerin Kerbela olduğunu, Yezidlerin eksik olmayacakları bir dünyada nasıl Hüseyin olunacağını ve onun misyonunun nasıl temsil edileceğini öğretiyordu. Ve İmam Hüseyin hayatın İman ve Şehadet üzere olması gerektiğini öğretiyordu.

M.Emin Yıldırım

                                                        
                                                

13 Aralık 2010 Pazartesi

ELDE AÇMA BÖREK

MÜSLÜMAN YÜZÜ
O yüz,her hattı tevhid kaleminden bir satır;
O yüz ki,göz değince Allah'ı hatırlatır...
Necip Fazıl
Esselamu aleykum,
Yirmi yıllık evlilik hayatımda elde açarak yaptığım börek sayısı bir elin parmaklarını geçmez.Elde açmaya hem zamanım yok hem de üşeniyorum,çok gerek duyarsam açıyorum.
Bu sene evimizin nüfusu azaldı,altı kişilik aileden şu sıralar evde dördü kaldı,babamız iş gereği il dışına çıkıyor,büyük oğlum il dışında okuyor,kala kala evde dört kişi kaldık ama yemek yiyen üç kişiyiz.
Minik oğlum bizimle hala sofraya oturmuyor,çorba vb.yemekler az miktar pirinç pilavı, ve en çok sevdiği içecek havuç suyu(her gün değil) ile yola devam ediyor.Bu durum beni çok da rahatsız etmiyor,Rabbim can sağlığı versin,büyüdükçe diğerlerinde olduğu gibi damak zevki gelişip inşaallah yemeklerden de yiyecek.Durum böyle olunca evde gayet az yemek pişiriyor,tatlı tuzlu kurabiye pasta türlerini neredeyse yapmıyorum,akşamları patlamış mısır bize yetiyor elhamdulillah.
Eşim gitmeden bu böreği yaptım,peynirliyi üç numara ile kendisi,ıspanaklıyı da ben üç günde yedim :) Zaten topu topu üç yufka oldu ve bize yetti elhamdulillah,kadrini bilir,şükredersek çok bile...
Şimdi de Evde yiyenlerin çok beğendiği  böreğimin yapılışını anlatayım, yaparken çok da zorlanmadım,elde açma diye gözünüz korkmasın :) 
MALZEMELER:
3 yufkalık
Hamuru için:
1 adet yumurta,
1/4 su bardağı zeytinyağı,
1/2 tatlı kaşığı tuz,
1/2 su bardağı süt,
1/2 su bardağı su,
3-4 damla limon suyu,
1 çay kaşığı kabartma tozu,
3 su bardağı un,
İç malzemeleri:
Ispanaklı iç için:
yıkanıp doğranmış ıspanak yaprağı,maydanoz,dereotu,beyaz peynir,pulbiber,karabiber,
Peynirli iç için:
rendelenmiş beyaz peynir,maydanoz,
yufkaların arasına sürmek için:
1 yemek kaşığı eritilmiş tereyağı,
8-10 yemek kaşığı zeytinyağı karışımı,
Üzeri için:
1 yumurta sarısı,
1 çay kaşığı yoğurt,1 tatlı kaşığı yağ,
arzuya göre çörekotu,

YAPILIŞI:Hamur malzemeleri ile kulak memesi yumuşaklığında, sert olmayan,yumuşak bir hamur yoğrulur,üzeri kurumaması için,buzdolabı poşeti ile kapatılarak en az yarım saat dinlendirilir,istenilen iç hazırlanır,hamur üç eşit parçaya ayrılır,her bir parça yuvarlak bezeler haline getirilir,unlanmış düz bir zeminde üzeri de unlanarak,önce merdane yardımı ile büyütülür,sonra oklava yardımı ile açabileceğiniz incelikte açılır,her bir yufkaya 3-4 yemek kaşığı yağ sürülür,üzerine iç serilir,rulo şeklinde sarılır,yağlanmış tepsiye yerleştirilir,peynirli olanlar benim yerleştirdiğim şekilde konulacaksa,tepsiye sığacak şekilde 2 veya 3 parçaya kesilir öyle yerleştirilir,üzerlerine yumurtalı karışım sürülür,çörekotu serpilir,önceden ısıtılmış orta ısıdaki fırında altı ve üstü kızartılarak pişirilir,istediğiniz sıcaklıkta servis yapılır,kolay gelsin,afiyet olsun.

HAPŞIRANA NEDEN "ÇOK YAŞA" DENMEZ?

Hapşıranlara ÇOK YAŞA deme alışkanlığı, Hristiyan
inanışlarında,hapşırmayla insanların vücutlarındaki şeytanı
dışarı attıkları inancından geliyordu.
Bu söz GOD BLESS YOU (ALLAH seni korusun) cümlesine
dayanıyor.Orta Çağ Avrupasını sarsan büyük veba salgınında
söylenmesi Papa tarafından zorunlu hale getirilmişti.

Şimdi islami yönden bakalım:

Aksırmak vücutta meydana gelen bir zorlama sonucu olur. Bu ihtiyacı duyan kimse aksırdığı anda ferahlar. Bu ferahlamadan dolayı da Müslümanın ALLAH’a şükretmesi gerekir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.), bu konuda şöyle buyururlar:
“ALLAH kulunun aksırmasını sever, fakat esnemesinden hoşlanmaz. Ey Müminler sizden biriniz aksırıp ALLAH’a hamd ederse,
(el-Hamdülillah derse) onun hamdettiğini işiten her. Müslümanın, “Yerhamükellah” diye karşılık vermesi gerekir. Esneme işi şeytandandır. Birinize esneme hâli gelirse mümkün olduğu kadar esnemeye engel olsun. Çünkü biriniz esnemek üzere ağzını açınca onun bu gafletine şeytan güler. ” (Tecrid-i Sarıh Tercümesi, XII, 165).
Bu hadîs-i şerif’e göre aksıran kişinin: “Elhamdülillah” demesi icab eder. Karşısındaki Müslüman da ona: “Yerhamükellah ” diye karşılık verir.


Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sizden biriniz aksırdığı zaman: 
Elhamdûlillah desin. Kardeşi veya arkadaşı da ona: Yerhamûkellah desin. 
Aksıran da: Yehdîkûmullahu ve yuslihu(veya yuslih)bâlekum = Allah sizi hidayette kılsın ve kalbinizi ıslah etsin, desin."
] Buhârî, Edeb 126. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 3; İbni Mâce, Edeb 20.

Aksırma anında büyük bir gürültü ve ağızdan etrafa tükrük yayılabileceği için, aksıranın eliyle veya başka bir şeyle ağzını kapatarak, bunlara engel olması edeptendir. Bu da Rasûlullah(s.a.v)’ın (s.a.v.) tavsiyesi ve sünnetidir...
(Alıntı)

12 Aralık 2010 Pazar

SÜT ÜRÜNLERİNİN PETROLLE İMTİHANI

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
       
       Kemal Özer beyefendi, yine çok bilgilendirici ve bir o kadar da ilginç bir yazı kaleme almış.
Sizlerin de okuyup,sağlığımızla nasıl oynandığını,en temel gıdalarımız olan süt ve yoğurtla ilgili ne gibi sahtekarlıkların yapıldığını anlatan,aydınlatıcı bilgilerden  haberdar olmanızı istedim,
buyrun yazıyı okuyun... 
Günümüzde tüm gıdaları değil, yenilebilir olanlarını işaretlemek gerekiyor. E-postama gelen Tarım Bakanlığı’na ait resmi bir yazıda, ünlü bir firmanın, peynirlerine margarin karıştırdığı için üretim izin belgesinin iptal edildiği yazıyordu.
Belge çoğu kimse için şaşırtıcı gelebilir. Oysa Teksüt'le ilgili gelen bilgi, gıda sektöründe olup bitenleri bilenler için oldukça sıradan bir belge.
Geçenlerde de, hibrit ve GDO’lu şeker pancarından şeker ürettiği halde, ambalajlarına ‘doğal’ ve ‘GDO’suz’ yazarak, tüketicileri yanıltan Konya Şeker’e ait Şeker Süt’ün tam yağlı yoğurdunda, Türk Gıda Kodeksi’ne aykırı olarak, sağlığa zararlı 'natamisin' adlı katkı maddesinin katıldığının tespit edildiği ve üretim izin belgesinin iptal edildiği belirtilmişti.

11 Aralık 2010 Cumartesi

PORTAKALLI KEK

Esselamu aleykum,
Bizi yaşatan,yediren ve içiren yüce Rabbimin ismiyle başlarım…
Takip edenler farketmişlerdir hemen her tatlı tarifimde ya portakalın kabuğunun rendesini veya hem rendesini hem de suyunu kullanıyorum.Portakalın rayihasını ve tadını çok seviyorum,keklere,pastalara ve birçok tatlıya çok yakıştığını düşünüyorum.Yaz mevsiminde de portakaldan mahrum olmamak için,en azından kabuğundan faydalanmak için portakal kabuklarını çok küçük kareler halinde (yeşil mercimek tanesi kadar)doğrayıp buzdolabı poşetine koyuyorum,bir kaşık kadar da toz şeker ilave edip portakal kabuklarını bu şekerle karıştırıp poşetin ağzını kapatıp dondurucuya atıyorum.Yazın da ihtiyaç duydukça kullanıyorum.
Bu tatlımızın tarifi de çok basit ve aynı zamanda lezzetli hafif bir tatlı …
MALZEMELER:
1 yumurta,
3 küçük portakal(1 tanesi keki için, 2’si kreması için),
1 çay bardağı un,
2 yemek kaşığı zeytinyağı,
1 yemek kaşığı yoğurt,
1 çay bardağı toz şeker,
1 yemek kaşığı kakao,
Yarım paket kabartma tozu.
(Ölçüler kare borcamın küçük olanı içindir,istenirse malzemeler iki katına çıkarılarak artırılabilir.)
YAPILIŞI:
*Yumurta, şeker ve bir portakalın kabuk rendesi mikser ile iyice çırpılır.
* Kakao ve kalan 2 portakal hariç diğer malzemeler ve rendelenmiş portakalın suyu karıştırılır, hazırlanan kek hamuru( az bir kısmı hariç)yağlanmış tepsiye dökülür.
*Kalan az miktarda ki hamurun içine 1 kaşık kakao ilave edilip karıştırılır, tepside ki kek hamurunun üstüne şekilli olarak dökülür, kaşıkla ebru şekline benzer şekil verilir,orta ısıdaki fırında pişirilir.
KREMASININ HAZIRLANIŞI:
Yarım portakalın kabuğunun ince rendesi,
2 portakal suyu,
1 çay bardağı su,
3 yemek kaşığı toz şeker,
1 yemek kaşığı nişasta,
Malzemeler karıştırılarak kaynayıncaya kadar pişirilir.
Ocaktan alındıktan sonra 5-10 dak.karıştırılarak ,fazla sıcaklığı giderilir, kekin üzerine dökülür, soğuyunca kesilip servis yapılır.

10 Aralık 2010 Cuma

FIRINDA KIYMALI KARNABAHAR

       Evs İbni Evs radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
  “Günlerinizin en faziletlisi cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokca salâtü selâm getiriniz; zira sizin salâtü selâmlarınız bana sunulur.”
  Ebû Dâvûd, Salât 201, Vitir 26. Ayrıca bk. Nesâî, Cum`a 5; İbni Mâce, İkâmet 79, Cenâiz 65
   
   
        Bütün mü'min kardeşlerimin cuması mübarek,işleri hayır,duaları makbul olsun(amin).
       Karnabahar, özellikle mevsiminde en çok aranan ilgi gören yemeklerden birisi.Diğer sebzeler gibi çok çeşitli karnabaharlı yemek çeşitleri yok gibi,ancak kendisine özel farklı tadı ile,kardeşi brokoli hariç,sevenlerin yerini başka bir sebze ile dolduramayacağı lezzetli bir sebze çeşidi.
       Daha önce yine bir fırında karnabahar tarifi paylaşmıştım,o tarif daha hafif bir tarifti,bu ise yağı o tarife göre biraz daha fazla olduğu için biraz yağlı bir yemek,ama haşlanmış karnabahar bu ağırlığı hafifletiyor.  
MALZEMELER:
700-800 gr.küçük boy karnabahar,
100-150 gr.kıyma,
1 adet küçük boy kuru soğan,
7-8 dal maydanoz,
tuz,toz karabiber,pulbiber,
2-3 yemek kaşığı zeytinyağı,
Üzerindeki beşemal sos için:
2 su bardağından biraz az süt,
2 yemek kaşığı un,
1 yemek kaşığı kadar tereyağı,
3-4 yemek kaşığı zeytinyağı,
tuz,
Beşemal sosun üzerine serpmek için:
100 gr.kadar kaşar peyniri rendesi,
YAPILIŞI:
karnabahar yıkanır,parçalara ayrılıp kaynayan suya atılır,yumuşayıncaya kadar haşlanır,suyu süzülür,
fırın kabına küçük parçalar halinde dizilir,
önceden ısıtılmış fırında 10-15 dak fırınlanıp kurutulur,fırından alınır,
soğan küçük küçük doğranır,kıyma ile beraber az yağda kavrulur,altı kapatılır,
tuzu ve baharatları,ince kıyılmış maydanoz ilave edilir,karıştırılır,
fırından çıkan karnabaharların üzerine her tarafı olacak şekilde dökülür,
beşemal sos için un yağda hafif kavrulur,
soğuk süt ilave edilir,pütür olmaması için çırpma teli ile iyice karıştırılır,
üzerine kıymalı karışımın döküldüğü karnabaharın üzerine dökülerek karnabaharın üstü kapatılır,tekrar fırına verilir,
beşemal sosun üzeri pembeleşince fırından alınıp üzerine kaşar rendesi serpilir,tekrar fırınlanır,
kaşarlar eriyip hafif pembeleşince fırından alınır,cacık,ayranlı çorba veya yoğurtla servis yapılır,
afiyet olsun,
şükrünüz bol,işleriniz hayır olsun...



KARNABAHAR ve FAYDALARI

         "Yeryüzünde biribirine bitişik, farklı yapıda toprak parçaları; üzüm bağları, ekinler ve çatallı-çatalsız hurma ağaçları vardır; hepsi aynı su ile sulanır, fakat ürünleri arasında fark gözetiriz. Hiç kuşkusuz bunlarda aklı erenler için birçok ibret dersleri vardır."
                                                                                         (Ra'd suresi 4.ayet)
KARNABAHAR
C vitaminin çok iyi bir kaynağı olan karnabahar, aynı zamanda folat, B5, B6 vitamini ve potasyum, manganez ve omega-3 yağ asidi içinde iyi bir kaynaktır. Lif içeriği yüksek ve düşük kalorilidir. 100 gramında; 27 kalori içerir.
124 gram karnabahar, günlük   C vitamini ihtiyacının yüzde 91,5’ini, folatın yüzde 13,6’sını ve diyet lifinin de yüzde 13,4’ünü karşılar.

Karnabahar, içeriğindeki indol, bioflavonaid ve diğer maddeleri ile anti-kansorejen etki gösterir. Prostat, kolorektal ve akciğer kanseri risklerini azaltır. Pişirme ile folatın yüzde 20’si kaybolur. Tüm lahana grubundaki besinler gibi enzimlerin aktivitelerini artırarak, kanserojen maddeleri yok eder. Özellikle içerdiği sulforapan ve  izotiyosiyanat ile karaciğer aktivitesini artırıp toksik maddelerin vücuttan atılmasını sağlar.
iyilik güzellik.com

9 Aralık 2010 Perşembe

AŞURE GÜNÜ İLE İLGİLİ DOĞRU BİLGİLER VE DOĞRU DİYE BİLİNEN ASILSIZ BİLGİLER

Allah'ın adıyla başlarım...
Huzeyfe (radiyallahu anhu) derdi ki:
“ Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabının kendisiyle ibadette bulunmadığı bir şeyle asla [Allah’a]ibadete kalkışmayın.
Zira öncekiler kendilerinden sonra gelenlere bu hususta [yapılması gerekip de yapılmamış olan bir konuda] söylenmesi gereken bir söz bırakmadılar.
Ey Kur’an okuyanlar sizden öncekilerin yoluna uyunuz!"
****************
 İbadet olmadığı halde ibadetmiş gibi sergilediğimiz öyle davranışlarımız ve alışkanlıklarımız var ki,haddi hesabı yok,misal,farz olan namazı kılmaz,tesettüre uymaz ancak aşure pişirip dağıtmayı bir farz gibi yapar...Aşure yapmak da dağıtmak da kötü bir şey değildir,bilakis güzeldir ancak kötü olan, bunu ibadet gibi algılamaktır. 
Rabbim bizleri emir ve yasaklarına riayet eden,sünnetleri ayakta tutmaya çalışan,Kur'an ve sünnette yeri olmayan her türlü işi ibadet gibi görerek yapanlardan,bidat ehlinden eylemesin(amin).
Gelin şimdi neden böyle söylediğimi aşağıda alıntıladığım yazı ile anlatayam.
****************************************
 AŞÛRÂ

KUR'AN IŞIĞINDA ÖLÜM, KIYAMET, AHİRET.....Mutlaka dinleyin...

BU SİTEDE YER ALAN KONULAR

Translate

Blog Archive

Bu gadget'ta bir hata oluştu

yasal uyarı

Protected by Copyscape DMCA Takedown Notice Search Tool HAYATCEMRESİ Adlı sitede yayınlanan tüm içerik hayatcemresi2.blogspot.com'a aittir.Hiçbir şekilde izinsiz kullanılamaz.
 
Copyright © HAYATCEMRESİ - Blogger Theme by BloggerThemes & freecsstemplates - Sponsored by Internet Entrepreneur